İçeriğe geç

George Perec Uyuyan Adam Kitap Konusu Ne?

George Perec’in kitaplarından Uyuyan Adam kitap konusunu sizler için yazdık.

Uyuyan Adam Kitap Konusu Ne?

İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.

Çevirmen: Sosi Dolanoğlu
Yayın Tarihi: 23.03.2020
Orijinal Adı: Un Homme Qui Dort
ISBN: 9789753422796
Dil: TÜRKÇE
Uyuyan Adam Sayfa Sayısı: 112
Cilt Tipi: Karton Kapak
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: 13 x 19.5 cm

Uyuyan Adam Kitap Yorumları

* Spoiler içerebilir.

Perec bir garip adam. Annesiz, babasız, akrabaların yanında büyüyen, Paris’ten çıkmayan, kendi halinde bir insan. Karakterinin de kendinden ve ilgisini çeken insanlardan başka uğraşacağı bir şey yok ki; bir sabah uyanınca kendini hamamböceği olarak değil de komşularını, sokakları, kendini dinleyen, okula gitmeyen, sınavına girmeyen, nefes almaya bile üşenen bir adam olarak buluyor. Oblomov tembelliği yok burada, düşünen bir adam var ve en büyük eylemi de bir şey yapmadan düşünmek. Kitabın cuk oturan epigrafında gizli her şey. Otobiyografik öğeler taşıyor diyorlar, taşımıyor diyorlar, bilmiyorum. Muhtemelen taşıyor. Müneccim miyim lan, ne bileyim ben. Allah Allaah. Bir de Yaşam Kullanma Kılavuzu’nun 100. bölümüdür bu kitap diyorlar, bilemiyorum.Evet, hoş kitap.

Mehmet Utku Yıldırım

Her türlü yoruma açık kitapları oldum olası sevmişimdir. Bir kitap illa da hayattaki bir sorunu temsil etmek ya da ona eleştiri yapmak için yazılmamalıdır. Yazılan eser her türlü yoruma açık olacak şekilde bir ‘yazılar dizisi’ de olmalıdır. Uyuyan Adam benim için bu türden bir eser. Bu türden eserlerde karakterlerin ismi, olaylar dizisi veya zaman öğeleri önemini yitirir. Tek önemli olan şey bu yazılar karmaşasından herkesin bir pay çıkarması olur. Uyuyan Adam’ın ismi belirtilmiyor (belki de ismi bile yok?) fakat tüm roman boyunca ‘yazılar dizisi’ ona hitaben yazılmış. Uyuyan Adam nasıl bir insan diye soracak olursanız verebileceğim bir cevabın olmayacağına, benim de onun gibi duvardaki desenleri incelemeye başlayacağıma garanti verebilirim. Çünkü Uyuyan Adam bildiğiniz türden bir roman değil.

Kitabın ilk bölümünde olağanüstü bir tasvir bölümü var. Şahsen bu ilk bölüm bile beni kitabı beğendiğime ikna etmeye yetti. Tasviri yapılan şey hepimizin bildiği bir yer. “Yer” olarak adlandırdım çünkü Perec’e göre de orası bir yer. Tasvir edilen yer bizim uykuya dalmak için beklerken gözlerimizi kapattığımızda görmüş olduğumuz karanlık. O karanlık düzlemde zaman zaman oluşan şekiller, karanlık uzamda istemsizce hareket edişimiz ve o uzamda uykuyu aramak için o an bize sonsuzmuş gibi gelen istemsizce yürüyüşümüz. Özellikle bu sahne tasvirini okuduğum anda hayatta kimsenin şahit olmadığı bir halimi, Perec en yakın haliyle anlatıyormuş gibi şaşırdım. Çünkü o ‘uzam’ı yalnızca biz biliriz. Tıpkı eşyaların bizde uyandırdığı duygular gibi. Bir insan gül gördüğü zaman duygularını, onun yaşadığı gibi asla anlayamayız. Bu açıdan uykunun arandığı uzam da böyledir, o uzamı yalnızca biz biliriz. Fakat bunun tasviri ve de bu tasvirin benim uzamıma yakın oluşu okurken beni çok şaşırttı. Bu yüzden de daha baştan anladım Perec’in özel bir yazar olduğunu.

Tabii kitap sadece “uykudan önceki karanlık uzamı” anlatmıyor. Kitap boyunca devam eden bir durağanlık hali mevcut. Bir örnek verelim mesela: Yarın, yani cuma günü çok önemli bir toplantınız ya da sınavınız olsa ve bu sınav erken bir saatte olsa ne yaparsınız? Muhtemelen akşamdan hepimiz geç kalmamak için alarm kurar, biraz da tedirginlik içinde o ‘uzam’a giriş yaparız. Ama bir de bunun tam tersini düşünün; sabah alarm çalıyor, duyuyorsunuz ama kalkmıyorsunuz. Alarm sustuğunda ise yeniden uykuya bile dalmıyorsunuz, sadece duvarları izliyorsunuz. İşte bu hayattaki o koşuşturmaca denilen tuzağı atlatma yöntemidir. Hayattaki istemsiz koşuşturmacayı bir an olsun kıramıyoruz, kıranlar ise (varsa eğer bu kişiler) hemen toplum dışı damgası yiyerek dışlanıyorlar. Aylak oluyorlar ya da tutunamayan. Bu dışlanmanın Uyuyan ya da Uyuyanlar adı altında toplandığı bir eser Uyuyan Adam.

İnsanların sürprizsiz bir yaşamı sırf güvenliğinden dolayı tercih etmeleri de bolca eleştirilmiş. Aslında sorgulama kavramı dahi sürprizli bir hayata sahip olmakla aynı doğrultuda sayılabilir. Çünkü sorguladığınızda karşınıza ne çıkacağını çoğu zaman bilemezsiniz, bu da bir maceradır, sürprizdir. Normal hayat olarak adlandırdığımız çoğu şeyin uzağında karakterimiz. Fakat bu uzaklık aynı zamanda yok; çok yakın bir uzaklık bu, aslında hayatın kendisini yaşıyor karakterimiz. Dışarı çıkıp insanlar gibi yürüyor, eve geliyor, uyuyor, uyanıyor, uyuyor, uyanıyor. Fakat bunları tuhaf bir şekilde dıştan bakarak yapıyormuş gibi geliyor okuyucuya. Yani tıpkı toplumun dışladığı bir insanın tekrar toplumun içine girip onlara inat onlar gibi davranmasının ironik havası gibi bir havada yazılmış Uyuyan Adam. Bu da elbette Perec’in ustalığını gösteren bir diğer etmen.

Toplumsal düzene ayak uydur(a)mama kavramı roman boyunca irdelenmiş. Öyle ki, kitabın her bir cümlesi kendi içinde bir farklılık içeriyor. Hitap edilen kişiye sanki “toplum böyle yapıyordu ama sen böyle yaptın” benzeri cümleler kullanarak sesleniyor Perec. Tek tip insan düzenine belki de bu dinginlik içinde dahi karşı çıkıyordu karakterimiz. Düşünüyorum, bir dinginlik içinde bile sisteme karşı çıkılabiliyorsa eğer, insanları engelleyen şey ne? İnsanları sürü psikolojisine iten şey ne, kurtulmak bu denli kolayken? Perec belki de bunu da vurgulamak istemiş. Sistemin dışında olmak, işsiz veya tembel olmak anlamına da gelmez. O ‘işşiz’ insanlar ‘işli’ insanlardan köleleştirilme kavramının daha çok farkında ise bu işsizlik olmaz. Bu durumda ‘işli’ olan ‘işsiz’ konumuna düşer. Tıpkı uyanık olanların aslında uyuyan, Uyuyan’ların da uyanık konumunda olduğu gibi.

Her birimiz uyuyan bir insan olduğumuzu iddia edebiliriz, belki de daha derin uyumak ve o uzamı daha çok yaşamak adına Uyuyan Adam’ı bir okumalıyız derim. Daha derin uyumamız dileğiyle…

Eileithyia

Bazı kitaplar vardır, anlatması çok zordur. Okumak, o kitabı anlatmaktan çok daha kolaydır. Okurken bir şeyleri anladığını zannedersin; ama iş karşındakine anlatmaya gelince nereden başlayacağını bilemezsin. Bir yerini anlatmaya başlasan diğer yerler yarım kalacaktır, bir konudan bahsetsen diğer konunun hatrı kalacaktır. İşte bu kitap da tam olarak o kitaplardan biri.

Eminim ki, Uyuyan Adam’ı okuyan her okur, farklı farklı anlamlar çıkaracaktır. Bu durum okurun niteliksiz olduğunu göstermez, yazarın çok iyi bir iş çıkardığını gösterir. Bu sebeple Uyuyan Adam isimli bu kitabı, kendi anladığım yönleriyle size aktarmaya çalışacağım.

Öncelikle yazar Georges Perec, ikinci tekil şahıs bakış açısıyla kitabını yazmış. Daha önce ikinci tekil şahıs bakış açısıyla yazılmış bir kitap okudum mu hatırlamıyorum; ama sadece yazarın seçmiş olduğu dil ve üslup bile nasıl farklı bir kitap okuduğunuzu daha kitabın başlarında size gösteriyor. Değişik bir kitap okuyorum hissine hemen kapılıyorsunuz zaten. Akabinde kitabı okudukça diyalog arıyorsunuz; ama o da ne? Kitapta hiçbir diyalog yok…

Kitabın içerisine girmeden önce belirtmem gereken bir husus daha var. Georges Perec, kitabın hemen başında Kafka’nın Günah, Acı, Umut ve Doğru Yol Üzerine Aforizmalar’ından şu sözü yerleştirmiş:

“Evinden çıkman gerekmez. Masandan kalkma ve dinle. Hatta dinleme, yalnızca bekle. Hatta bekleme bile, kesinlikle sessiz ve yalnız ol. Dünya, maskesini düşüresin diye, gelip kendini sunacaktır sana, başka türlü olamaz; kendinden geçmiş bir halde eğilecektir önünde.”

Bence Perec, Uyuyan Adam isimli bu kitabını Kafka’nın yukarıdaki sözünün üzerine kaleme almış. Hatta Kafka’ya cevap niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Zira Kafka’nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa’nın bir sabah böceğe dönüşmesinde olduğu gibi, Uyuyan Adam’daki isimsiz kahramanımız da bir sabah bambaşka düşüncelerle güne “merhaba” diyor. İlla dönüşmüş olmak için fiziksel bir değişim geçirmeye gerek yok. Düşünsel anlamda da bambaşka bir insana dönüşmek mümkün…

Bildiğimiz üzere; “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Uyuyan Adam ise, bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini içinden hiçbir şey yapma isteği gelmeyen, kayıtsız, hissiz, aylak, yalnız bir insana dönüşmüş olarak bulur. İşte o sabah, kahramanımız için bir hiçliğin ve dönüşümün başlangıcı olur. Düşünceleri onu, tıpkı Katip Bartleby’de olduğu gibi bir çeşit eylemsizliğe, daha doğrusu kendine karşı pasif bir direnişe yönlendirir. Uyuyan Adam’ın büyüsü budur.

İsimsiz kahramanımız, düşünsel anlamda “Dönüşüm”ünü tamamladıktan sonra oturur ve bekler. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar bekler. Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şeyler yapmanın ona göre olmadığını fark eder. Sadece bekleyiş ve unutuş hayal eder. Hiçbir şeyin olmasını beklemez. Umut etmez. Girişimde bulunmaz. Diretmez. Tek göz odası onun için artık dünyanın merkezidir. Hiçbir şeye istek duymaz. Avare avare dolaşmak, uyumak, akan suyu izlemek, tavanı saatlerce izlemek, isyan etmeyen biri olmak, kıpırtısız, bunalımsız, kargaşasız bir yaşam sürmek ister. Böyle yapınca içten içe -Kafka’nın yukarıdaki sözünde olduğu gibi- Dünya’nın maskesini düşürüp kendisini ona sunacağını, kendinden geçmiş bir halde önünde eğileceğini sanır.

Acaba Georges Perec’in Uyuyan Adam’ı, Kafka’nın sözünde olduğu gibi Dünya’nın maskesini düşürebilmeyi başarmış mıdır, yoksa daha büyük bir çıkmazın içerisine mi girmiştir? Bu sorunun cevabını size söylemeyeceğim. Merak edenler elbette kitabı alıp okumalıdır.

Tabii bu kitabı okumadan önce belirli bir okuma serüvenini tamamlamış olmanız veya bazı eserlerle ilgili az da olsa bilgi sahibi olmanız da gerekiyor. Zira kitapta Kafka’dan Dostoyevski’ye, Hermann Hesse’den Camus’ya, Sartre’dan Nitezsche’ye kadar birçok yazara ve eserine atıflar veya göndermeler yapılıyor.

Farklı kitapları okumak isteyenler için gayet güzel bir eser. Birçok insana Katip Bartleby’i önerdiğimde beğenmediğini hatırlıyorum. O yüzden tekrar etmekte fayda görüyorum: Farklı(Değişik) kitapları okumayı sevenler için özellikle tavsiye ediyorum. Herkese keyifli okumalar.

muaddib

Uyanmak için uyumak gerekiyor. Uykudayız ama uyanmak o derece kolay değil. Oysaki biz ne zaman uykuya daldık hatırlamıyoruz bile. Yaşamımızda o kadar çok uyku getiren unsur var ki üzerimizden atamadığımız ağırlık ve sersemlikle tekdüze yaşamaya çalışıyoruz. Esasen uyuduğumuzun farkına varabilsek uyanmak o derece zor olmayacak düşüncesinde ısrar etmek istiyorum. Uykuda mıyız değil miyiz nasıl fark edeceğiz, bu hususta Perec yardımcı olacak mı dersiniz?

Bana göre Perec oldukça iyi bir iş çıkarmış kitabında… Kitap yerine roman demek isterdim lakin romana uzak bir yazımı var öyle ki karşısına almış bir kopya Perec, anlatıyor da anlatıyor sen şöyle yaptın böyle yaptın diye. Farklı… Bu sebeple bir türe yakın göremedim ben. Doğrusu kitabı okuyacak olursanız beni daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

Perec, bir eylemsizlik ya da sessizlikle öyle ya yalnızlığı da eklemek gerekecek; yalnızlıkla, Dünya maskesini düşürsün diye gelip kendini bilhassa yazarımıza sunmasını bekliyor. Bir anlamda, Perec ’de kendi uyanışını tıpkı Kafka gibi bir sabah, eylemsiz bir uyanışla anlatmaya başlıyor. Böceğe dönüşmüyor da şiddetli bir algısal kırılma ile bir sınav sabahına uyanıyor. Uyumadığı halde kalkmıyor yataktan, henüz vakti varken bir eylemde bulunmuyor yani giyinmiyor, duş almıyor ya da tıraş olmuyor. Gündelik yaşamın anlamsızlığına bir darbe vuruyor. Gündelik yaşam, varoluş, zaman, dünya ve hissetmek üzerine sessiz ve eylemsiz bir direniş başlatıyor. Ve bu direnişle bir anlamda saydığım kavramları yok saymakla aslında bir hükümdarlık da başlatmış oluyor. Sonrasında kendi kurallarıyla yeni (gerçek) dünyada gezintiye çıkıyor ki hep yanında eski dünyanın anlamsız akışına eleştiriler savurduğu bir Perec var. Hani dedim ya yukarıda karşısına alıyor kopya bir Perec de anlatıyor diye aslında şimdi bir düzeltme yapmak gerekecek; yanında yol aldığı kopya Perec değil de uyuyan Perec olsa daha yerinde bir tabir olacak.

Tedavi önce hastanın, hastalığını kabul etmesiyle başlarmış. İşte bu nedenle uyanmak istiyorsak uykuda olduğumuz gerçeğini kabul etmemiz gerekecek. Uyanık olanların çevremizde gürültü yapması sinirimizi mi bozacak yoksa yeni bir güne başlamak için bir iyilik olarak mı göreceğiz bu gürültüyü? Tüm mesele bunun ayrımına varmakta olsa gerek. Keyifli okumalar dilerim.

Camier

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir