İçeriğe geç

Semerkant Kitap Alıntıları – Amin Maalouf

Amin Maalouf kitaplarından Semerkant kitap alıntıları sizlerle…

Semerkant Kitap Alıntıları

Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
Onlardan değilsen eğer, sana kâfir derler.
Bilinmeyen bir kenti arşınlamanın taze keyfi, biten günün binlerce biçim alışına açık gözlerle bakış…
Bana gelince, artık hayat gülümsemiyor. Anıların sesini dinlemek, saf bir ümit beslemek, onu yarın bulacaklar" hayalini kurmak için, insanlardan uzaklaştım.
Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana"
Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasında dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben. "
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
Hayat yangın gibidir. Yoldan geçenin unuttuğu alevler, rüzgârın önüne katıp savurduğu küller; işte, bir insan ömrü gelip geçmiştir."
İçeriye girelim ve kapıyı kapatalım. Mutluluğumuzun sesini duyabilirler.
– On yedi yaşıma kadar bilgileri biriktirdim, sonra inanmayı öğrendim.
“Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana.”
— Düşündüğümü söylemek için yaşlanmayı beklemem mi gerek?
Allah bize kâfi. O en iyi koruyucudur.
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar.
Acın sonsuz olduğunda, dünyanın kararmasını istiyecek olduğunda, yağmurdan sonra parıldayan yeşilliği, bir çocuğun uykudan uyanışını düşün."
Cennet de cehennem de senin içinde.

Ömer Hayyam

Sadece Rabbi’yle barış içinde olan bir adam ibadethanede rahatça uyuyabilir.
O günden sonra dünya her gün biraz daha kana boyandı, her gün biraz daha gölgelendi ve hayat da benim yüzüme bir daha gülmedi. Geçmişin seslerinden başka bir şey işitmeyip çocukça bir umudu besleyebilmek, ısrarlı bir hayali içimde büyütebilmek için insanlardan uzaklaştım: Onun bir gün yeniden bulunacağı hayalini.
Hiçbir sultan benim kadar mutlu, hiçbir dilenci benim kadar mutsuz değil.
Öyle anlar vardır ki vereceğin her karar kötüdür. Kötüler arasında, sana en az pişmanlık vereceği seç!
Ne bilginler geldi, neler buldular! Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar… Hangisi yarıp geçti bu karanlığı? Birer masal söyleyip uykuya daldılar."
Yalancı ağızlardan dökülen sadakat sözleri kadar kandırıcısı bulunmazdı."
Zamanın iki yüzü var, dedi kendi kendine Hayyam, iki boyutu; uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, kalınlığını da tutkular. "
Bedenlerimiz kelimelerimizin uzantıları olabilirler ancak, onların ne yerini alabilir ne de çürütebilir onları."
İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın."
Gelecek, yasaklanmış bir düştü;
Sana en değerli kitaplarımı verebilirdim; her şeye sahip birine bile eski bir kitap hediye edilebilir.."
Dünya yakında, çok az insanın mânâsını kavrayabileceği olaylara tanık olacak.
-Gidiyorsun.
-Evet ama başka türlü.
-İnsan nasıl ”başka türlü” gidebilirmiş?
-Seninle birlikte gidiyorum.
“Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana.”
Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana"
Cennet de sende, cehennem de.
Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır.
Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır."
Geçip gidiyor o asude gençlik çağı
Unutmak için dikiyorum kafama şarabı
Acı mı geldi? Böylesi gider hoşuma
Ömrümün ağızda bıraktığı tat da acı.
Acı mı geldi? Böylesi gider hoşuma
Ömrümün ağızda bıraktığı tat da acı.
–Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır.
“Bu yüzyılın başında Doğu uyanmazsa, Batı uyuyamayacak gibi bir sezgim var.
Seni bekliyordum, vaktinde geleceğini biliyordum, anlatacağım o kadar çok şey var ki…
Her gün biri çıkar, başlar ,benim ben demeye,
Altınları ,gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben ,diye .
Kalk haydi, ebediyen uyuyacağız zaten!
Genç, gençliğimin güzel günleri,
Unutmak için içerim şarabı.
Acı mı?
Öylesi gider hoşuma,
Bu acılıktır ömrümün tadı.
Beni döllendirenin günahını çekiyorum, kimse benim günahımı çekmeyecek."

Ebu’l-Ala El-Maarri

Gözü karalığı ne zaman meczupluğa dönmüştü acaba?
Yan yana oturmuştuk hayat sofrasına, bizden bir kaç kadeh önce sızıp gittiler."
Gün gelir, dudaklarını yalayacak zamanı bile alır elinden Hüda…
… ama gelmek bir yolun sonuna varmak değil. İnsan her menzilde bir yere varır, her adımda gezegenimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir, bunun için bakmak, istemek, inanmak,sevmek yeterli…
Sevmeyi bilmiyorsan şayet, neye yarar güneşin doğması ve batması…
Yoksulluk muydu beni huzuruna getiren?
Değildir yoksul azla yetinmeyi bilen.
Hiçbir şey beklemem senden saygıdan başka
Dürüst ve özgür bir kişiye saygı göstermeyi bilirsen.
Her düşündüğünü ifade edebileceğin gün, torunlarının torunları bile ihtiyarlamış olacak. Şimdi sır ve korku devrindeyiz, iki yüzün olmalı, birini kalabalığa göstermeli, ötekini kendine ve Yaratıcı’na sağlamalısın. Gözlerini, kulaklarını ve dilini korumak istiyorsan, gözlerin, kulakların ve bir dilin olduğunu unut.
Haşşaşinlerin başvurduğu tek uyuşturucu, son derece bağnaz bir imandı.
Yan yana oturmuştuk hayat sofrasına, bizden birkaç kadeh önce sızıp gittiler."
Zayıflar için , haklı olmak bir suçtur.
“Eğer tohumları, sarayların çorak topraklarına değil de bereketli halk tarlalarına atsaydım daha başarılı olurdum belki. Ve sen, en büyük umutlarımı bağladığım iran halkı, bir adamı ortadan kaldırarak özgürlüğüne kavuşabileceğini sanma. Yüzlerce yıllık geleneklerin ağırlığını sarsmayı göze alman gerek.”
Sevmeyi bilmiyorsan şayet, neye yarar güneşin doğması ve batması?"
Bana kötü deyip kötülük edeceksen, Ya Hüda, ne farkın kalır benden, söyle."
Hiçbir sultan benim kadar mutlu, hiçbir dilenci benim kadar mutsuz değil."
Düşündüklerimi ifade etmek için yaşlanmayı mı beklemem gerek?
Çocukça bir ümidi besleyebilmek, ısrarlı bir hayali içimde büyütebilmek için insanlardan uzaklaştım.
…Ebulâla’nın vecizesini benimsemişti: Beni dünyaya getirenin günahını çekiyorum, ben bu acıyı kimseye çektirmeyeceğim."
Her gün biri çıkar,başlar,benim ben demeye,
Altınları ,gümüşleriyle övünmeye,
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan:Benim ben diye.
Ömer Hayyam
Mutluluk tekdüze bir yaşamda gizli.
Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını."
Yalnızım ben Hoca Ömer, iflah olmaz bir yalnızlık bu.
-Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır.
İnsanların kim oldukları sadece adlarından mı anlaşılır sanıyorsun? Bakışlarından, yürüyüşünden, görüntüsünden, kullandıkları ses tonundan tanırsın onları.
İnsanın kendisini keyfi idareden koruyabileceği bir tek ibadethane, bir tek üniversite, bir tek basit kulübe yok!
Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye."
(Ömer Hayyam)
Her gün biri çıkar, başlar benim ben demeye,
Altınları,gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan:Benim ben diye.
Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana" deyip dururdu.
Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar,
Şişinerek: işte buradayım! der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir bile ve: işte buradayım! der.
İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın."
Her değişim, katliamları, ıstırapları, kaçınılmaz yağmaları ve yıkımları beraberinde getiriyordu.
Düşündüğümü söylemek için yaşlanmayı beklemem mi gerek?
Titanic güvertesinde Rubaiyat! Batı’nın gözbebeği Doğu’nun nadide çiçeğini taşıyor! Hayyam, bize nasip olan şu güzel ânı keşke kalkıp görebilseydin!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir