İçeriğe geç

Meleğin Mısraları Kitap Alıntıları – Mahmut Baran

Mahmut Baran kitaplarından Meleğin Mısraları kitap alıntıları sizlerle…

Meleğin Mısraları Kitap Alıntıları

&“&”

Ölüm basitleşse de, küçülse de soğuktur, değdiği yeri dondurur.
Uçuruma gururla bakmak gerekir. Uçurumu kartal gözüyle görmek gerekir ve uçurumu kartal pençesiyle tutmak gerekir.
Her derin ırmak soğuk akar. Zekânın iç pınarı buz gibi soğuktur. Sıcak elleri ve çalışan insanları serinletir..
İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.
Bazı değerlerden koparak yaşadın mı, yalnızlık çekersin. Milyonların içinde olsan da yalnızsındır.
Karanlık, bulutlu ve kasvetli zamanlarda sevdiğimiz insanların yüzlerine sığınırız.
İhtiyaca cevap olmayan ideolojilerinin hayata geçirilmesi ancak faşizmle olur ki, onun da ömrü kısa sürelidir.
İnsanın boyun borçlarından biri de öfkedir.
Her şeye hazır olmak lazım…
Her ayrılık bir ölümdür!"
Duygulu olmak bilgeliğe götürüyordu
İnsanın duyguları statik değil, dinamiktir.
İçinde insanlığı henüz ölmemiş herkesin ağlayacağı bir şeyleri olmalı.
Dilin, dinin ırkın farklı olabilir, ama yiğitliğin, mertliğin, aşkın ortak dilinden anlarsın. Ve birde kara ihanetin, pis kalleşliğin, soysuz zorbalığın evrensel dilinden…
Farkında olalım veya olmayalım, şuan bizler yarının tarihini ilmek ilmek dokuyoruz.
Bir ayak duymayayım,
Kapıya koşuyorum,
Gelen sen misin diye.
Sinemi deşsinler istiyorum.
Geceler karanlık, geceler özgürdür. Her tutsaklık bir özgürlük, her özgürlük bir tutsaklıktır, ayrılık olmasa..
Rotanı bir yıldıza bağlarsan tüm fırtınaları aşabilirsin.
Batı topraklarını işgal etmek kolaydır, halkını yönetmek zordur. Doğu topraklarını işgal etmek zor, halkını yönetmek kolaydır.
Felsefe, bilgi sevgisidir
Savaşan özgürleşir, özgürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir…
Gözlerim yol çeker Kawa’ya…
Yol boyunca yalnızlığa ağlar kimileri. Gideceği yerde bir karşılayanı olmalı her yolcunun, sarılıp kucaklaşanı… Karşılayanı, bağrına basanı, bekleyeni olmalı…
Tüm gitmeler hüzün yüklü yolculuktur.
Efsaneler, insanlık tarihinin bazı kesitlerinin sembolüdür.
İradesini ayakta tutana, kötü düşman bile saygı duyar."
İnsanlar bizim bedenimize zarar verdikleri için kötü değiller, yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçturlar…
Yeter ki yenik düşmemek olsun ölüme… Yürek harmanımızın hasadı, Özgür çocukların şen bayramları olacak.
Eğer halkın yararıyla ilgili bir şeyse
Bir yana şerefi koy bir yana ölümü
Ben aynı gözle bakarım ikisine de
Şeref sevgisi ölüm korkusunu bastırır bende…
İşkenceci işkence yapmaktan hoşlanan, başkalarının acılarından zevk duyan, sadist ve marazi bir duyguya sahiptir.
İnsan bazen duyduğu acılar arasında da tercih yapmak isteyebilir.
İnsanın hayallerini yitirmesi kadar, kendisini utandıracak hiçbir şey yoktur.
Akıl zorunluluğun yasalarını belirtir. Bilinç ise, özgürlüğün özünü ortaya koyar. Hiçbir sınırın olmayan özgürlük, insan bilincinde hayatın özüdür.
İnsan bazı şeylere alışamaz, sadece katlanır.
Ben güle, ben güzele, ben güne, ben güneşe, ben acıya, ben mutluluğa, ben sana, ben sana, ya ait olmalıyım ya da olmamalıyım… Ötesi yalan, ötesi tufan
İmkânsızlığa savrulmuş zarlarımı
Toplamadan
Kaçsam rüzgârından
Dönmesem
Sesinin değdiği şehirlere
Zin çaresizliğinde büyüdü hıçkırıklarım
Aşka yüklediğim tüm çocukluğum sende kaldı…
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
Ruhunda kuşlar, şakıyan atalarım vardı. Kuşların bilgesi Feqîyê teyran, güle vurulup bülbüle mısralar döküp, şiirler dizerdi. Şahinin yalnızlığına güvercinler yol eyler, kumrular ağıt yakardı Mem’in esaretine ama kaçırttılar kuşlarımızı, asırlar boyu silahların gölgesinde.
Bilirdim rüzgârda şarkılar söylediğini
Nasıl söylerse çamlar ve seren direkleri
Onlar gibi uzunsun onlar gibi ketum!
Bu kadar mı kırdım kalbini, bu kadar mı yordum ruhunu?
Sen, kervan geçmez bir yol gibi kucak açıcı
Seni yurt bilir yankılar ve sıladan gelen sesler
Uyanırım kimi gün, bakarım ki göç etmekte
Ruhunda uyuya kalmış kuşlar
Her ayrılık bir ölümdür.
İçimizde ölen şeyleri atmak için elimizde sadece kelimeler var
Söz konusu duygu olunca, orada kalıp düşünmek lazım.
Zin değil miydi, Mem diye diye efkârdan ülke doğuran?
Her elin karıştığı yerde kuşlar bile yuva kurmaz… Çoraklaşan yüreklerde, aşk yeşermez…
Devrimde aşka yer yok… Ya aşk ya devrim… Önce özgür bir yaşam, sonrası destansı bir aşk…
Sevgi kutsaldır, aşk özgürdür, özgürlükten korkma, cesur ol!
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiçbir zaman.
Bir devrimcinin aşka ayıracak zamanı yoktur; ya devrim ya aşk!
Aşk, ruhun bir parçasıdır. Onunla aynı yaradılıştadır. Onun gibi tanrısal bir kıvılcımdır. Onun gibi bozulmaz, bölünmez, ölümsüzdür. İçimizde olan ölümsüz ve sonsuz olan hiçbir şeyin sınırlandıramadığı, hiçbir şeyin söndüremediği ateşten bir noktadır bu…"
Aşk, insanlığın insanlaşma macerasının adı mı, yoksa bu serüvenin çıldırtan tuzağı mıydı? "Ruhun dirilişi mi, duyguların katledilişi mi?"
Rozerin olsun…
Yok, Binefş daha otantik…
Bence Leyla daha anlamlı…
Bana göre Delal daha hoş…
En iyisi Hêvîdar veya Berivan bence…
Ölüm kalım günlerini yaşıyoruz.
Sadece erkeğin sefaletini gören hiçbir şey görmüş değildir, kadının sefaletini tanımak gerekir…
Zındanda kişinin geçmişi vardır. Bugünü ve geleceği yoktur.
Erdal, doğruyu bilip yanlışı seçmek isteyen ama bunun iyi mi kötü mü olduğunu bilmeyen iyiliği yanlışla, kötülüğü doğruyla karıştıran potansiyel bir günahkar gibi baktı.
Bence Rûken olsun…" "Rûken, ne anlama geliyor?"
"Rû: yüz, ken: gülüş, tebessüm… Güleryüz, gülenyüz anlamında…"
Peki, sence nedir özgürlük?"
"Bence özgürlük, güçlü olmaktır, ayakta sağlam ve dik durmaktır." "Nasıl yani, anlamadım… Güçlü olmak özgür olmak için ye terli midir?"
"Evet, başkalarının özgürlüğünü ihlal etmediği sürece." "O zaman gücü olmayan özgür değil mi, özgür olamaz mı di yorsun?"
"Gücü olmayan ve güç olma çabası içinde olmayan insan, özgür değildir!" "Güçlü olmak derken neyi kastediyorsun? Para, mal mülk sahibi olmak mi?" "Her şey… Daha doğrusu öncelikle özgürlüğün bilincinde olmak gerek. Güç sadece ekonomiyi ifade etmez…
Bir toplumun ne kadar geliştiğini ölçmek istiyorsan, kadının gelişmişlik seviyesine bakmalısın…" Parametre kadındı. Kadın özgürleşmeliydi. Özgürleşmek için mücadele etmeliydi. Diş ile tırnak ile beyin ile ve bilinçle… Çünkü, "Savaşan özgürlesir, öz gürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir…" idi.
Zaman, sonsuz noktalardan oluşan bir çizgidir,’ deniliyor ya, bence öyle değil. Yani öyledir ama bence noktalar birbirinin devamı ama birbirine bağlı değil. On saat sonra ben farklı bir mekanın, farklı bir zamanın içinde olacağım, aynı saatte sen farklı bir yerde…
Dininden, dilinden, kimliğinden dolayı horlanan, dışlanan, lanetlenen, vetmeyip öldürülen, jenoside uğrayan, asi, kalender aşık bir Êzîdî gencinin aşkını burada, Efes’te anlatmak… Şengali, Laleş’i, Mardin ovasını, Mezopotamya’nın bakir ve bereketli top raklarının halkını, Iskender’in, Darius’un, Timurleng’in, Cengiz Han’ın, Şapur’un zulmünden inim inim inleyen, boynu bükük mazlum halkı burada anmak beni hüzne boğuyor.
Biliyorsun Hz. İsa’nın hocası vaftizci Yahya’dır. Vaftizci Yahya, önce ateş, sonra sevgi’ diyor. Ateşten kastı, şiddettir. Yani önce şiddet, sonra sevgi gösterilmeli. Bunu toplumsal hareketler için önce devrim, sonra evrim olarak yorumlayabiliriz.
Asırlar sonra Efes harabelerinde, antik Yunan draması, Mezopotamya’nın trajedisiyle buluşuyordu. Doğu ile batının kanlı buluşmasına hep sahne olmuş Kürt coğrafyasının çocukları, kim bilir kaç yüzyıl sonra Anatolia’nın bu antik tiyatrosunda Dewrêş ile Edûle’nin trajedisini batının dramasına ekliyor, her tarafı acıya kesiyor, acı dolu ezgiler amfinin basamaklarında yankılanıp arşa eriyordu.
Dilin, dinin, ırkın farklı olabilir, ama yiğitliğin, mertliğin, aşkın ortak dilinden anlarsın. Ve birde kara ihanetin, pis kalleşliğin, soysuz zorbalığın evrensel dilinden…
Tüm çiçekleri tek tek koparabilirler ama baharın gelişini engelleyemezler..
Alınyazısına inanmamak, fakat kendisine çizilen kaderi kabul etmek zorunda kalmak, insanı değişik arayışlara iter. Savrulma, yalnızlaşma, bağnazlaşma, dengesizleşme gibi.
“Her yeri sarıp sarmalayan korku ve sessizlik; kanlı ve yorgun geçen geceyi ele geçirdi.Zamanı dolan gece ,incelip erimeye başladığı sıralarda cezaevinin çatısından uzanıp parmaklıkların arasından sızan günün ilk ışıkları, kana bulanan gecenin sonunun ve aydınlığın ilani için sabırsızlanıyordu.”
“Ölüm basitleşşede , küçülsede soğuktur,değdiği yeri dondurur.
Ve ölüm beş metre ötede,ölüm kapıdaydı”
“İsyan başlamıştı, her isyanın bir sonucu olur.Yengi veya yenilgi ,her halükarda kanlı geçerdi.”
“İdeolojiler çağa ayak uydurup yenilendikçe insanlara hitap eder, onları harekete geçirir.İhtiyaca cevap olmayan ideolojilerin hayata geçirilmesi ancak faşizmle olur ki ,onunda ömrü kısa sürelidir.”
“Dininden, dilinden, kimliğinden dolayı horlanan, dışlanan, lanetlenen, yetmeyip öldürülen, jenoside uğrayan, asi, kalender aşık bir Êzîdî gencinin aşkını burada, Efes’ te anlatmak…”
“Hiç okumayan insanlardan da öğrenilecek şeylerin olduğunu bilmen lazım. Kendini ifade edemeyen,konuşamayan,entelektüel tartışmalara katılmayan arkadaşlarımız vardır.Dış görünüşüne bakarsan , “ Bu adam kara cahildir, hiçbir şey bilmiyor ,” dersin ama onun duygu dünyasına girmeyi bilirsen ,göreceğin zenginlik ,hayal alemindeki renklilik karşısında çarpılırsın.”
“ Her yanımız oğul acısı,bağrımızda Cemşid ‘ in gürzü…
Ani Harabeleri’ inden , Nuh Tufanına kaç Zerdeşt adadık,zemherilerden sonra Newrozları yaşadık;
gözlerim yol çeker Kawa ‘ ya…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir