Yeraltından Notlar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Yeraltından Notlar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Fyodor Dostoyevski kitaplarından Yeraltından Notlar kitap alıntıları sizlerle

Yeraltından Notlar Kitap Alıntıları

Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır.
Kabaydın; kaba olmaktan zevk alırdım. Rüşvet almadığıma göre kendimi böyle tatmin etmeliyim.
Bırakmıyorlar İyi İyi olamıyorum.
“Her insanın hatıraları arasında herkese anlatmadığı, yalnızca dostlarına açtığı şeyler vardır. Ama dostlarına bile açmadığı, yalnızca kendine (o da sır olarak) açtığı şeyler de vardır.Nihayet bazı şeyler de vardır ki, kendine açmaya bile korkar onları.”
umutsuzluk en yakıcı zevktir, özellikle de içinde bulunduğun durumun çaresizliğini açıkça kavramışsan.
Bırakmıyorlar, iyi olamıyorum..
Öleceğin zaman herkes seni terk eder, herkes sırtını döner sana, zira senden alabilecekleri ne kalmıştır geriye.
Beni kıyamet kopmasıyla çaysız kalma arasında seçim yapmak zorunda bıraksalar, dünya yıkılsa umurumda olmayacağını, ama çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.
Canlılık denen şeyin nasıl olduğunu, nerede bulunduğunu bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsalar, şaşkınlıktan artık hangi yola gideceğimizi, kimi destekleyip kimden sakınacağımızı, kimi sevip kimi hor göreceğimizi bilemeyiz. Bize insan olmak, etiyle kemiğiyle canlı bir insan olmak bile zor geliyor. Yokmuşuz gibi davranmayı seviyoruz. Biz aslında ölü doğmuş insanlarız, zaten çoktandır canlı olmayan babalarımızdan ürüyoruz ve bu durumdan gittikçe daha çok zevk alıyoruz. Yakın bir zamanda tamamen düşünceden doğma yaratıklar olma yönünde ilerliyoruz.
Her şeyi büyütüyorum, bu yüzden de yaşam yolunda hep aksıyorum.
İnsan önce kendisi yaşamayı öğrenmeli ki, ondan sonra da başkalarını kınayabilsin.
Köşemde yıllarca yalnız yaşayıp biriktirdiğim düşüncelerimi birine açmak için dayanılmaz bir istek duyuyordum.
Hayatımı kökünden değiştirecek bir olayın gerçekleşeceğine dair bir inanç vardı içimde. Böyle şeylere alışık olmadığımdan mıdır nedir, ufak da olsa bir olayın yaşantımı tümüyle değiştirmesini bekleyip durmuşumdur.
Ya kahraman olacaktım ya da çamura batacaktım, benim için ikisinin ortası yoktu. Beni mahveden de buydu işte.
Kıyafet etki bakımından o kadar önemlidir ki, size sınıf atlattırır.
Ben yalnız ve farklıydım, onlarsa beraber ve birbirlerine benziyorlar diye düşünürdüm.
İnsanoğlu hercai gönüllüdür, tutarsızdır; kim bilir Belki de satrançtaki gibi hedefi değil yolu hedefler. Belki de – emin olamayız kuşkusuz– yeryüzündeki herkesin yöneldiği tek hedef; hedefe varmak değil, hedef yolunda harcanan çabadır, yani hayatında kendisidir. İki kere ikinin dört etmesi hedefi değil, ölümü işaret eder. O yüzden insan bu formülden her zaman korkmuştur, hatta ben şimdi bile korkuyorum. İnsan ömrünün bunun peşinde geçirir, okyanusları aşar, seve seve yaşamını harcar, fakat diğer yandan da büyük bir korku içinde bekler; zira onu bulunca arayacağı başka hiçbir şey kalmayacaktır.
Ucuz bir mutluluk mu, yoksa insanın ruhunu yücelten acı mı daha iyidir? Evet hangisi iyidir?
Söyleyim lütfen, insanoğlunun sırf gerçek çıkarının nerede olduğunu bilmediği için alçakça şeyler yaptığın; eğitilecek olursa, gerçek ve olağan çıkarlarının nerede olduğunu görmesi için gözleri açılacak olursa alçaklıklar yapmayı hemen bırakacağını; hemen iyi, temiz bir insan olacağını; çünkü bilgili olur, gerçek çıkarlarını anlarsa ve özellikle de çıkarının iyilikte olduğunu görürse,zorunlu olarak iyi şeyler yapacağını ilk kim söyledi, kim açıkladı bunu ilk kez?
Asıl mesele yolun güzergahı değil, yalnızca gitmektir ve doğanın uslu çocuklarının mühendisliği, çalışkanlığı ve yaratıcılığı es geçip, tembelliğe teslim olmamasıdır. Şüphesiz ki; insanoğlu yaratmayı, yeni yollar açmayı sever. Peki ama neden yıkmayı da, parçalamayı da, kargaşayı da bir o kadar seviyor? Yanıtlayın hadi! Bu konuda söyleyeceklerim var. Yıkmayı, parçalamayı içten içe sevmesinin nedeni (bundan bir tür zevk duyuyor olsa gerek) hedefe varmaktan, yaratmakta olduğu yapıyı bitirmekten gizlice bir korku duyuyor olması olabilir mi? Belki de yaptığı eseri yakından değil yalnızca uzaktan sevmektedir
İnsan düşünen, yaratan, bilinçle hareket eden, kendisini hedefine götürecek mühendisliğe hizmet eden ve daima nasıl olursa olsun amaçları için kendisine yol açan bir varlıktır.
Bana kalırsa insanoğlunun tek amacı bir vida veya düğme değil insan olduğunu, bir yolunu bulup kendisine kanıtlamaktır. Bu yolda yaşamını, kendisini, her şeyini feda edebilir; hatta mağarada yaşayan bir barbara dahi dönüşebilir. Şimdi kolaysa günaha girme! Henüz bu kadar düşmediğine, isteğin şeytanın bilmem kaçıncı yasası olduğunun ilan edilmemesine gel de sevinme
Mantık aslında iyi bir şeydir, şüphesiz ki iyidir. Ancak sadece bir mantıktır işte, daha fazlası değil. İnsanın düşünme gereksinimini karşılamaktan başka pek bir işe yaramaz. Oysaki istek dediğimiz şey yaşamın ta kendisidir. İnsan hayatının en basit halinden en görkemli taraflarına kadar; kendisidir hayatın.
Bir insanın ihtiyacı olan tek şey onu nereye sürükleyeceği belli olmayan özgür iradedir. Şeytanın bildiği bu irade
İnsanlar eğitildikleri takdirde asıl çıkarlarının farkına varır- gözleri açılır- kötülükten uzaklaşırlar, zamanla iyi ve erdemli birer insana dönüşürler; çünkü gerçek amacının farkına varan kişi, asıl çıkarının erdemde olduğunu görür ve bir nevi zorunlu olarak iyi şeylere kalkışır;eh, kimse kendi çıkarıyla ters düşmek istemez.
Belki de ben hiçbir şeye tam anlamıyla başlayamadığım ve bitiremediğim için kendimi akıllı zannediyorum. Ben de herkes gibi geveze, boş konuşan, zararsız, can sıkıcı bir adam olsam ne olur? Her akıllı insanın kaderi geveze olmak ve havanda su dövmekse yapacak ne var elimizde?
Bir işe kalkıştığınız sırada sakin, huzurlu ve şüphesiz olmalısınız. Peki, ama ben bu huzura nasıl ulaşacağım? Nerede bulurum onları ben? Düşünmeye başlıyordum, kafamdaki ilk düşünceler beni bir diğerine sürüklüyor, sonra tekrar bir diğerine ve bu şekilde düşüncelerim bir türlü sonu gelmeyen bir etkileşime giriyordu. İşte anlamaya çalışmanın ve düşünmenin gerçek yüzü buydu.
Kendi kafamda maceralar yaratıyor, bambaşka bir hayat kurguluyor, bu şekilde hiç değilse yaşamayı - hayatta kalmayı - başarıyordum. Defalarca, yok yere bir şeylere incindiğim olmuştur. Gerçekte incinmem için hiçbir sebep olmadığı hâlde, kendimi öylesine inandırıyordum ki; sonunda kendimi tamamıyla kırgın ve gücenmiş hissediyordum. Zaman içinde bu şey beni içine öylesine çekti ki; kontrolümü yitirmeye başladım. Çok büyük bir arzuyla âşık olmayı denedim, hem de iki kez. Öyle ki, inanır mısınız bu yüzden acı çektim. Ruhumun derinlerinde bir şey acı çektiğime inanmaz, benimle alay ederdi ama ben acıdan kıvranmaya devam ederdim, gerçek bir acı çekerdim, öylesine kıskanırdım ki; âdeta delirirdim. Bütün bu olanlar can sıkıntısından oluyordu, baylar; hareketsizliğim beni bir böcek gibi eziyordu.
İntikam almak isteyen ve kendini savunmayı bilen insanlar nasıl yaparlar bunu? Bu kişiler kendilerini intikam duygusuna kaptırdıklarında, bu duygu benliklerindeki her şeyi yok eder, içlerinde intikamdan başka bir şey kalmaz. Çıldırmış bir boğa gibi, boynuzlarıno yere doğru uzatıp hedefe doğru koşarlar ve onları ancak bir duvar durdurabilir.
Benim asıl kızdığım şey, en sinirli anlarımda bile içimde bir öfke ya da hıncın bulunmaması, bütün cartcurtları yalnızca gönlümü hoş tutmak için yapmamdı. Öfkeden ağzım köpürmüşken biri biraz gönlümü alsa ya da önüme bir bardak çay sürse hemen yelkenleri indirirdim.
Size yemin ederim ki, gereğinden fazla anlamak bir hastalıktır; gerçek bir hastalık.
Sadece karnımı doyurmak için çalıştım ( sadece ve sadece bunun için).
Heine, doğru bir otobiyografi yazmanın mümkün olmadığını, insanın kendisi hakkında bir sürü yalan söylemeden edemeyeceğini ileri sürer.
“İnsana en çok acı veren şey,söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur.
İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur
Acıda hazların en tatlısı saklıdır.
Bırakmıyorlar İyi İyi olamıyorum.
# İnsan ve Duygular
İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..
Huzur, sükûnet istiyorum ben. Beni rahatsız etmesinler diye bütün dünyayı bir kapiğe satarım.
Zerre suçum olmadığı halde, birtakım düşler kurarak kendimi suçlu bulduğum olmuştur çoğu kez .
“Fazla bilinçli olmak bir hastalıktır.”
Durup dururken, ortada fol yok yumurta yokken kendi kendimi gücendirdiğim çok oldu; aslında hiç sebep olmadığını bildiğim halde kendimi öyle dolduruyordum ki, sonunda gerçekten gücenip içerliyordum.
Niçin iyilik üstüne, güzel, yüce şeyler üstüne anlayışım derinleştikçe, batağa daha çok saplanıyorum, boğulmama ramak kalıyor?
Belki de insan yalnızca mutlu bir yaşamı sevmiyor. Belki acıyı da bir o kadar seviyordur.
Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkakacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.
Ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlerine battım,sıkıştım kaldım içlerinde.
İyi midir, fena mıdır orasını bilmem ama bazen bir şey devirip kırmanın da kendine göre tadı oluyor.
Çünkü insan, inanılmaz derecede ahmak bir varlıktır. Daha doğrusu, ahmak değil de, bir eşine daha rastlanamayacak kadar nankördür. Bütün bu mantık düzeni içerisinde, bayağılığı yüzünden anlaşılan bir adam ortaya çıkıp, elini beline dayayarak, “Ne dersiniz, şu matematiksel hayatı boşverip, logaritmacıları cehenneme yollasak da biz,canımızın istediği şekilde yaşasak, nasıl olur?” derse, inanın bana hiç şaşırmam. O adamın böyle bağırması çok da önemli değil, önemli olan, peşinden gidecek insan yığını
Sizin çıkarlar listenizde refah, zenginlik, özgürlük, rahatlık gibi şeyler var; bunlara açıkça, bile bile sırt çeviren biri çıksa siz elbette ben de onu kara cahilin, zır delinin biri olarak görmez miyiz? Ne tuhaftır, istatistikçiler, bilginler insanoğlu için birtakım hesaplar yaparken çıkarlardan birini her seferinde gözden kaçırırlar, hatta bunu yanlış biçimiyle hesaba katarlar, oysa her şey bu çıkara dayanmaktadır. Tutup bu çıkarı da listemize eklesek ne olurdu sanki! Asıl felaket, bu anlaşılması güç çıkarın hiç bir sınıflandırmaya girmemesi, hiçbir listeye sokulamamasındadır.
Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.
Yineliyorum,özellikle yineliyorum:İçlerinden geldiği gibi davranan insanlar,iş görenler dar kafalı oldukları için,kafaları çalışmadığı için iş becerirler.Bunu size şöyle açıklayacağım:Bu tür insanlar dar görüşlü olmalarından ötürü,önlerine çıkan ilk sebepleri ikinci dereceden de olsa ana sebep sanırlar.Davranışlarına sağlam bir dayanak bulduklarına herkesten çabuk ve kolay inandıklarından dolayı da içleri rahattır. En önemlisi de bu değil mi zaten?
Değerli okurlar, bütün bunlar bezginlikten, bir iş yapmamanın beni boğacak hale gelmesindendir. Her şeyi anlamanın en yakın, en normal sonucu tembellikten, yani bile bile eli böğründe durmaktan başka nedir?
Bırakmıyorlar İyi iyi olamıyorum!
Zerre suçum olmadığı halde, birtakım düşler kurarak kendimi suçlu bulduğum olmuştur çoğu kez .
Küçülmesinde bile tat bulmaya kalkışan bir adamın. kendisine ufacık bir saygısı kalabilir mi? Haydi, siz söyleyin! Bunu umut kırıcı bir pişmanlık sonunda söylemiyorum Oteden beri, Beni bağışla babacığım, bir daha yapmam demekten nefret etmişimdir. Böyle söylemeyi beceremediğim için değil;tam tersine ,kolaylıkla hem de çok rahat söyleyebildiğim için nefret etmişimdir bu sözden.
Siz şey kitap gibi konuşuyorsunuz.
Acıda hazların en tatlısı saklıdır.
Benim asıl kızdığım şey, en sinirli anlarımda bile içimde bir öfke ya da hıncın bulunmaması, bütün cartcurtları yalnızca gönlümü hoş tutmak için yapmamdı. Öfkeden ağzım köpürmüşken biri biraz gönlümü alsa ya da önüme bir bardak çay sürse hemen yelkenleri indirirdim. Bununla da kalmaz, ona karşı bir yakınlık duyardım; ama sonra kendime kızar, utancımdan bir kaç ay uykularımdan olurdum. Yaratılışım böyleydi işte.
Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.
Kolay kazanılmış bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acı mı? Hangisi iyidir?
İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..
İnsan hem yoksul hem de soylu olabilir.
zira hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız.
Kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir?
Hakaret en yakıcı, en azaplı duygu da olsa, bir arınmadır.
Bence sevmek, manevi üstünlük kurmak, zorbalık etmek anlamına gelir.
Bırakmıyorlar İyi İyi olamıyorum!
İnsan hayata bir kere, o da buhrana tutulunca, olduğu gibi içini döker!..
Kıyamet kopmasıyla çaysız kalmam arasında seçim yapmak zorunda bıraksalar, dünya yıkılsa umurumda olmayacağını, ama çayımdan vazgeçmem!
Aslında istediğim nedir bilir misin?
Hepimizin yerin dibini boylamanız, işte o kadar!
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

İnsancıklar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Öteki Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Budala Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x