Yaz Kitap Alıntıları – Albert Camus

Yaz Kitap Alıntıları – Albert Camus

Albert Camus kitaplarından Yaz kitap alıntıları sizlerle

Yaz Kitap Alıntıları

İnanmışlar kalabalığı gecede silinen aklı karalı bir gölgeler topluluğundan başka bir şey değil. Öyle ya, güç ve şiddet yalnız tanrılardır. Anıya hiçbir şey vermezler.
İyi ve kötü vardır, yenen ve yenilen vardır. Haksız değilsek haklı olmamız gerekir.
Ama hiçbir şeyin usu çekmediği, çirkinliğin bile adsız olduğu, geçmişin hiçe indirgendiği bir kent sizi nasıl içlendirebilir? Boşluk, sıkıntı, umursamaz gökyüzü, nedir bu yerlerin çekici yanı? Yalnızlıktır kuşkusuz, bir de, belki, yaratık. Belirli bir insan ırkı için, yaratık, güzel olduğu her yerde, acı bir yurttur.
İnsanlar zorunlu olmadıkça karar vermezler.
Bu denli tutkulu olmayabilir, gene de aynı özlemi duyabilirsiniz.
Oysa, bazı bazı, yürek kesinlikle şiirsiz yerler ister.
Çöl kalmadı artık. Ada kalmadı. Oysa gereksinimini duyuyoruz. Dünyayı anlamak için, bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için, bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir. Ama güç kazanmamız için zorunlu yalnızlığı, usun toparlandığı ve gözüpekliğin ölçüsünün alındığı uzun soluğu nerede bulmalı?
Oysa, bazı, bazı yürek kesinlikle şiirsiz yerler ister.
Hiç kuşkusuz, taşı yok etmek olanaksız. Yalnızca yeri değiştirilmektedir. Ne olursa olsun, kendisini kullanan insanlardan daha fazla sürecek. Şimdilik, eylem istemlerine destek olmakta. Bu bile yararsız kuşkusuz. Ama insanların işi de budur, nesnelerin yerini değiştirmektir: Ya bunu yapmayı seçmeli ya hiçbir şeyi.
Tanrı ölünce, yalnızca tarih ve güç kaldı geriye.
Birbirlerini seviyorlardı ama bağışlayamıyorlardı
Birbirlerini seviyorlardı ama bağışlayamıyorlardı.
Ama mutsuzluğu benim mutsuzluğum, aynı kandanız.
Çünkü sevilmemek yalnızca şanssızlıktır: Hiç sevmemek mutsuzluktur. Bugün, hepimiz bu mutsuzluktan ölüyoruz.
Dünya her gün hep yeni bir ışık içinde yeniden başlıyordu burada.
Bir gün gelir, hiçbir şey hayranlık uyandırmaz olur, her şey bellidir, yaşam hep yeniden başlamakla geçer.
İnsan bir kez güçlü bir biçimde sevme şansına erdi mi tüm yaşamı bu ateşi ve bu ışığı aramakla geçer.
Bir aslanı gün boyu takip etseydiniz ve aslanın yaşamak için verdiği mücadeleye tanık olsaydınız ,günün sonunda bu aslanın bir ceylan yakalayıp yemesi sizi mutlu ederdi.Aynı hikayeyi ceylanı takip ederek başlasaydınız ve ceylanın yaşamak için verdiği mücadeleye tanık olsaydınız,günün sonunda bu ceylanın bir aslan tarafından yenmesi sizde bir öfke uyandırırdı.Yani başlangıç noktasını farklı seçersen aynı olay kişide iki farklı yargı oluşturabilir.Bu yüzden kişinin içindeki adalet duygusu, hangi hikayeyi nekadar süreyle takip ettiğine bağlıdır.
Ama sabretmesini bilmek gerek.
Bu denli aşağılara düştüyse, kusurlarının büyüklüğü kadar erdemlerinin aşırılığı yüzünden de düştü.
Devletler, kontrollerine aldıkları muhalefet hareketlerini, ayaklanmaları ya da devrimleri, dışında kaldıklarından daha kolay engeller.
..ilk topluluk önünde utançlarını gözler önüne seren soytarıları gibi, yalnızca insan gururundan yoksunuz, sınırlarımıza bağlılık ve koşulumuzu açık görüşlülükle sevmekten başka bir şey olmayan insan gururundan.
Cehennemin açık kapısı önünde bekleyenler arasında yerimi aldım.
Haksız değilsek haklı olmamız gerekir.
Dünyayı anlamak için bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir.
Kışın ortasında, en sonunda içimde yenilmez bir yaz bulunduğunu öğreniyordum.
Çünkü sevilmemek yalnızca şanssızlıktır: Hiç sevmemek mutsuzluktur.
Eğer yaşanmakta olana başkaldırıyorsanız ve gençseniz, yaşadığınız her ne olursa olsun serüvendir.
Cezayir kentinin üstüne beş gündür artsız aralıksız yağmur yağıyordu, denizi bile ıslatmıştı sonunda.
En önemlisi umutsuzluğa düşmemek. Dünyanın sonu geldi diye haykıranlara fazla kulak asmayalım.
Gene de adları ya da adı kesinlikle koymamı buyuruyorlar bana. O zaman dikleniyorum; adlandırılmış olan, şimdiden yitirilmiş değil midir?
Oysa doğa hep önümüzde. İnsanların çılgınlığının karşısına dingin göklerini ve mantıklarını çıkarıyor.
Kendini beğenmişlik, ilerlemenin gerilemesidir.
İnsanların gerçekleştirilmesinde uzun zaman harcadıkları işlere insanüstü denilir, hepsi bu.
Şu dünyada en çok hayranlık duyduğum şey nedir, biliyor musunuz? Gücün herhangi bir şey kurmakta yetersiz kalması. Yalnız iki güç var dünyada: kılıç ve ruh. Kılıç sonunda her zaman ruha yenik düşer.
Dünyayı anlamak için bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir.
Bu dünya mutsuzluklarla zehirlenmiş, üstelik bundan hoşlanır gibi.
Birbirlerini sevip de ayrı olanlar acı içinde yaşayabilirler ama umutsuzluk değildir onların ki; Bilirler ki aşk vardır.
Cenazelerde aşarım kendimi. Çok iyiyimdir, gerçekten.
Konuşan ben değilimdir.
Hiç sevmemek mutsuzluktur. Bugün, hepimiz bu mutsuzluktan ölüyoruz.
İnsan bir kez güçlü bir biçimde sevme şansına erdi mi tüm yaşamı bu ateşi ve bu ışığı aramakla geçer. Güzellikten ve ona bağlı olan hazsal mutluluktan vazgeçiş, mutsuzlukta karar kılma, bir büyüklük ister; o büyüklük de bende yok.
Umut etmekte dayatıyordum.
Yeniden yaşamak için, bir lütuf, kendini unutmak ya da bir yurt gerekir
Yaşam hep yeniden başlamakla geçer.
Olduğumuz şey, olmak durumunda bulunduğumuz şey yaşamlarımızı doldurmaya ve çabalarımızı yönlendirmeye yeter.
Daha her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda, anlamı olan bir şeyi dile getiririz. Dünyanın hiçbir anlamı olmadığını kesinlemek, her türlü değer yargısını ortadan kaldırmak anlamına gelir. Ama yaşamak ve örneğin yiyip içmek, kendi başına bir değer yargısıdır. Kendimizi ölüme bırakmadığımız anda sürmeyi seçeriz, o zaman da yaşamın bir değerini, en azından görece bir değerini benimsemiş oluruz. Sonra umutsuz bir yazın ne demek?
Bir yazar büyük ölçüde okunmak için yazar (tersini söyleyenlere hayran olalım ama inanmayalım)
Bir adamın her zaman iki kişiliği vardır, kendi kişiliği, bir de karısının yakıştırdığı.
Adlandırılmış olan, şimdiden yitirilmiş değil midir?
Ne aradığımı bilmiyorum, onu çekine çekine adlandırıyorum, söylediğimi geri alıyorum, yineliyorum, ilerliyorum, geriliyorum.
Nasıl oldu da zarımı anlamsızlıktan yana atabildim?
Kulak veriyorum, uzaklarda bana doğru koşanlar var, görünmez dostlar beni çağırıyor, sevincim büyüyor, yıllar öncekinin aynı.
Dünya sürekliliği oluşturan şeyden, doğadan, denizden, tepeden, akşamların düşünümünden yoksun bırakıldı.
Kendini beğenmişlik, ilerlemenin gerilemesidir.
Binlerce yalnızlık fışkırır kalabalıktan.
Bu kentler düşünceye hiçbir şey sunmaz, tutkuya her şeyi sunar.
Bazı bazı bugünün insanını kurtarıp kurtaramayacağımız konusunda kuşkuya düşerim.
Görmeden görüyorlardı, anlamadan dinliyorlardı, düşlerdeki gölgeler gibi
Biz de, genç kanımıza karşın, bu son yüzyılın korkunç yaşlılığına gömülmüşüz.
Bugünün insanı gerçekten de bu dünyanın dar yüzeyinde baş döndürücü yığınlarla acı çeken kişidir, özgürlüğe şimdilik bekleyebilecek bir lüks diye bakan, ateşten ve besinden yoksun kişidir; bu kişi için henüz biraz daha acı çekmekten başka bir şey söz konusu değildir, tıpkı özgürlük ve son tanıkları için biraz daha silinmekten başka bir şey söz konusu olamayacağı gibi.
Görmeden görüyorlardı, anlamadan dinliyorlardı, düşlerdeki gölgeler gibi…
Güzelim var olma bunalımı, adını bilmediğimiz bir tehlikenin çok hoş yakınlığı, yaşamak, o zaman, kendi yıkımımıza koşmak mıdır? Yeniden, durup dinlenmeden, yıkımımıza koşalım.
Var olanın bir yanından el çekilirse, var olmaktan da el çekmek gerekir; öyleyse ya yaşamaktan vazgeçmeli ya da “vekâleten” sevmekten başka türlü sevmeli. Böylece, yaşamın hiçbir şeyini yadsımadan bir yaşama istenci vardır, bu da şu dünyada benim en çok saydığım erdemdir. En azından, arada bir, bunu uygulamış olmak istediğim doğrudur. Pek az çağ bizimki gibi en kötü gibi en iyiye de eşitlenmemizi istediğine göre, ben de hiçbir şeyi elememek ve bir çifte belleği olduğu gibi saklamak isterdim. Evet, güzellik de vardır, aşağılanmışlar da vardır. Girişimin zorlukları ne olursa olsun, berikine de, ötekilere de sadakatsiz olmak istemezdim hiçbir zaman.
Birini dışlayarak bir başkasına yararlı olmak isteyen kişinin hiç kimseye, hatta kendine bile yararı dokunmaz, sonuçta, adaletsizliğe iki kez destek vermiş olur.
İnsan bir kez güçlü bir biçimde sevme şansına erdi mi tüm yaşamı bu ateşi ve bu ışığı aramakla geçer. Güzellikten ve ona bağlı olan hazsal mutluluktan vazgeçiş, mutsuzlukta karar kılma, bir büyüklük ister; o büyüklük de bende yok.
Bir yazar büyük ölçüde okunmak için yazar (tersini söyleyenlere hayran olalım ama inanmayalım).
Hiç kimse ne olduğunu söyleyemez. Ama ne olmadığını söyleyebildiği olur. Adam hâlâ aramakta; ama sonucu çıkarmış olsun istiyorlar. Binlerce ses, bulduğu şeyi muştuluyor ona şimdiden, oysa, kendisi iyi biliyor, aradığı bu değil. Siz aramanıza bakın, herkes ne derse desin mi diyorsunuz? Doğru. Ama, arada sırada, kendimizi savunmamız da gerekli. Ne aradığımı bilmiyorum, onu çekine çekine adlandırıyorum, söylediğimi geri alıyorum, yineliyorum, ilerliyorum, geriliyorum. Gene de adları ya da adı kesinlikle koymamı buyuruyorlar bana. O zaman dikleniyorum; adlandırılmış olan, şimdiden yitirilmiş değil midir? İşte hiç değilse bunu söylemeye çalışabilirim.
Dünyanın uyumsuzluğu nerede? Bu ışıldama mı, yoksa yokluğunun anısı mı? Belleğimde bunca güneş varken, nasıl oldu da zarımı anlamsızlıktan yana atabildim? Çevremdekiler şaşıyor buna; ben de şaşıyorum bazı bazı. Onlara da, kendime de güneşin bunda bana yardımcı olduğu ve ışığının, çok yoğun olması sonucu, evreni ve biçimlerini karanlık bir göz kamaşmasında dondurduğu yanıtını verebilirdim. Ama aynı şey başka türlü de söylenebilir ve ben, benim için her zaman gerçeğin aydınlığı olmuş olan bu ak ve kara aydınlıkta, ayrımlarına inilmeden konuşulmasına katlanamayacak ölçüde iyi tanıdığım bu uyumsuzluk konusunda düşündüklerimi açıklamak isterdim yalnızca. Nasıl olsa, ondan söz etmek bizi gene güneşe getirecek.
En aşırı çılgınlıklarımızda, arkamızda bıraktığımız ve safça, yanlışlıklarımızın sonunda yeniden bulacağımıza inandığımız bir dengeyi düşlüyoruz. Tarihimizi çılgınlıklarımızın kalıtçısı çocuk halkların yönlendirmesini haklı çıkaran çocuksu kendini beğenmişlik.
Öç tanrıçaları değil, ölçü tanrıçası Nemesis nöbette. Sınırı geçenleri amansızca cezalandırıyor.
Bugünün insanı gerçekten de bu dünyanın dar yüzeyinde baş döndürücü yığınlarla acı çeken kişidir, özgürlüğe şimdilik bekleyebilecek bir lüks diye bakan, ateşten ve besinden yoksun kişidir; bu kişi için henüz biraz daha acı çekmekten başka bir şey söz konusu değildir, tıpkı özgürlük ve son tanıkları için biraz daha silinmekten başka bir şey söz konusu olamayacağı gibi.
Bu dünya mutsuzluklarla zehirlenmiş, üstelik bundan hoşlanır gibi. Nietzsche’nin ağırlık ruhu dediği şu derde düşmüş tümüyle. Ona el vermeyelim. Tine ağlamak boşuna, onun için çalışmak yeter.
Yarın, belki de, birlikte yola çıkacağız.
Saltlığa ulaşılamadığı gibi hiçliğe de ulaşılamaz.
Hiç olmak! Binlerce yıl boyunca, bu büyük haykırış milyonlarca insanı acıya ve isteğe karşı ayaklandırdı.
Boyun eğen tinler hiçbir zaman yoksunluk duymazlar.
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

Doğrular Kitap Alıntıları – Albert Camus Defterler 1 Kitap Alıntıları – Albert Camus Asturya’da İsyan Kitap Alıntıları – Albert Camus

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x