Vişne Bahçesi Kitap Alıntıları – Anton Çehov

Vişne Bahçesi Kitap Alıntıları – Anton Çehov

Anton Çehov kitaplarından Vişne Bahçesi kitap alıntıları sizlerle

Vişne Bahçesi Kitap Alıntıları

“Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.”
“Ah, tüm bunlar geçseydi bir an önce, şu kırık dökük mutsuz yaşamımız bir yoluna girseydi ”
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.
Öyle duygulu bir kızım ki ben, tatlı sözleri korkunç seviyorum.
Eğer bir hastalığa karşı çok fazla tedavi öneriliyorsa, bu hastalığın tedavisi yok demektir.
Söylemeye ne gerek, kendiniz görüyorsunuz. Ülke cahil, halk ahlâksız, can sıkıntısından başka bir şey yok.
Öyle mutsuzum ki, ne düşüneceğimi bilemiyorum artık. Kendimi kaybediyorum sanki Şimdi bağırabilirim, aptalca bir şey yapabilirim
Sürüye düştün mü ister havla, ister havlama ama mutlaka kuyruk salla.
Alın yazım beni nerelere savurmadı ki! Fakat ruhum yine de her zaman, her dakika, gece gündüz, açıklanamaz önseziler ile doluydu. İçimde mutluluğun önsezileri var
Belki insanın yüz duygusu var da insan öldüğünde bunlardan bizim tanıdığımız beş tanesi ölmektedir de öteki doksan beş tanesi canlı kalmaktadır.
Ne kadar renksiz bir yaşamı var hepinizin, ne kadar çok boş laf ediyorsunuz.
Kimim ben, neden varım, belli değil
Eğer bir hastalığa karşı çok fazla tedavi öneriliyorsa, bu hastalığın tedavisi yok demektir.
Kendilerini aydın diye adlandırırlar ya, hizmetçi kadını “sen” diye çağırır, köylülere hayvana davranır gibi davranırlar. Doğru dürüst öğrenim görmezler, ciddi hiçbir şey okumazlar, hemen hemen hiçbir şey yapmazlar, bilimin sadece sözünü ederler, sanattan pek az anlarlar. Hepsi ciddidir, hepsinin yüzünden düşen bin parçadır, ciddiyet konusunda hiçbiri burnundan kıl aldırmaz, durmaksızın felsefe yaparlar… Ama tüm bu aydınların gözleri önünde işçiler çok kötü beslenmekte, yastıksız uyumakta; tahtakurularının cirit attığı, leş kokulu, rutubetli, ahlaksızlığın hüküm sürdüğü tek göz odalarda otuz kırk kişi barınmaktadırlar. Nereye baksak karanlık, rutubet, ahlaksızlık… Ve çok açık bir şey ki, bizde tüm iyi konuşmalar, sadece ve sadece başkalarını ve kendimizi kandırmak içindir.
“Ne yaparsan yap öleceksin.”
…omuzlarımdan şu ağır taşı bir kaldırabilsem, geçmişi unutabilsem!
Asık suratlardan korkarım ben, sevmem onları
Bir çiçek gibi. Öyle duygulu bir kızım ki ben, tatlı sözleri korkunç seviyorum.
Sanırım sonsuza kadar öğrenci kalacağım ben
Ah bağrımdaki taşı, omzumdaki yükü atabilseydim, unutabilseydim geçmişi!
Gururun ne anlamı var. Kendi kendimize hayran olmaktan vazgeçmeliyiz. Yapılacak tek şey çalışmaktır.
Çok açık bir şey ki, bugünü yaşamak için önce geçmişin kefaretini ödememiz, onun hesabını görmemiz gerekir.
Bir düşünün Anya, sizin dedeniz, dedenizin dedesi, tüm atalarınız köle sahibi derebeyleriydiler. Şimdi soruyorum size, bahçenizdeki her bir vişneden, her bir yapraktan, her bir ağaç gövdesinden size insanların baktığını hissetmiyor musunuz: seslerini işitmiyor musunuz onların.. hepinizi, bugün yaşamakta olanlarınızı ve daha önce yaşamış atalarınızı, canlı insanların mülkiyetine sahip olmak çarpıklaştırdı.. ve böylece, anneniz, siz ve dayınız başkalarının hesabına, borç karşılığında, kapınızın eşiğinden bile içeri sokmadığınız başka insanların sırtından yaşadığınızın farkında bile değilsiniz.”
İnsanlık, sahip olduğu güçleri yetkinleştirerek ileriye doğru gidiyor. Onun bugün akıl erdiremediği şeyler, bir zaman gelecek, elle tutulurcasına anlaşılır olacaktır … benim tanıdığım aydınların büyük çoğunluğu hiçbir şey araştırmaz hiçbirşey yapmaz ve kıllarını bile kıpırdatmazlar. Kendilerini aydın diye adlandırırlar ya, hizmetçi kadını “sen” diye çağırır, köylülere hayvana davranır gibi davranırlar. Doğru dürüst öğrenim görmezler, ciddi hiçbirşey okumazlar, bilimin sadece sözünü ederler, sanattan pek az anlarlar. Hepsi ciddidir, hepsinin yüzünden düşen bin parçadır, ciddiyet konusunda hiçbiri burunlarından kıl aldırmaz, durmaksızın felsefe yaparlar.. ama bütün aydınların gözleri önünde işçiler çok kötü beslenmekte, yastıksız uyumakta; tahtakurularının cirit attığı, leş kokulu, rutubetli, ahlaksızlığın hüküm sürdüğü tek göz odalarda otuz kırk kişi barınmaktadırlar. Nereye baksak karanlık, rutubet, ahlaksızlık.. ve çok açık bir şey ki, bizde tüm iyi konuşmalar sadece ve sadece başkalarını ve kendimizi kandırmak içindir.”
Ya hüngür hüngür ağlayacak, ya avazım çıktığı kadar bağıracak, ya da düşüp bayılacağım şimdi.
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi
ne için var oldukları belirsiz ne kadar çok insan olduğunu bilir misin?
diyorum ki halkın kendisi iyi ama düşüncesi kıt.
Nereye baksak karanlık, rutubet, ahlaksızlık
Kendilerini aydın diye adlandırırlar ya, hizmetçi kadını sen diye çağırır, köylülere hayvana davranır gibi davranırlar. Doğru dürüst öğrenim görmezler, ciddi hiçbir şey okumazlar, hemen hemen hiçbir şey yapmazlar, bilimin sadece sözünü ederler, sanattan pek az anlarlar. Hepsi ciddidir, hepsinin yüzünden düşen bin parçadır, ciddiyet konusunda burnundan kıl aldırmaz, durmaksızın felsefe yaparlar
Ne kadar renksiz bir yaşamı var hepinizin, ne kadar çok boş laf ediyorsunuz.
Zaman diyorum geçip gidiyor.
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.
Konuşabileceğim kimse yok Hep yalnızım, yalnız, hiç kimsem yok Kimim ben, neden varım, belli değil
Karşılıklı aşkın ateşiyle ısınırdı yürek
Bana ne dünya telaşından, bana ne dosttan düşmandan
Ve çok açık bir şey ki, bizde tüm iyi konuşmalar, sadece ve sadece başkalarını ve kendimizi kandırmak içindir.
Ne kadar renksiz bir yaşamı var hepinizin, ne kadar çok boş laf ediyorsunuz.
Canım öyle konuşmak istiyor ki. Ama kiminle konuşacaksın Kimsem yok.
”Kendimi anlatacak olursam,yazgımın bana karşı çok acımasız olduğunu söylemem gerekiyor,kasırganın küçük bir tekneyle oynaması gibi oynuyor benimle.”
Birbirinden değişik, dikkate değer kitaplar okuyorum ama asıl gitmek istediğim yönün ne olduğunu, yaşamayı mı yoksa kendimi vurmayı mı istediğimi bir türlü kestiremiyorum; bu yüzden de her ihtimale karşı yanımda her zaman bir tabanca taşıyorum
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.
Eğer bir hastalığa karşı çok fazla tedavi öneriliyorsa, bu hastalığın tedavisi yok demektir.
Vişne kurusu da bir yumuşak, bir sulu, bir tatlı, bir kokulu olurdu ki o zamanlar.
Dostum , Şu Rusya #8216;da , ne için var olduklarını bilmeyen ne kadar çok insan var , biliyor musun ?
Yaşam geçip gitti , hiç yaşanmamış gibi
Belki boynuma asılı bir taş bu ve beni de kendisiyle birlikte dibe doğru çekiyor. Ancak yine de seviyorum bu taşı. Onsuz yapamam !
Ben iflah olmam, bu açık
Uyku tutmadığı zamanlar bazen düşünürüm de , Tanrım ! derim Sonsuz büyüklükte ormanlar verdin bizlere ; göz alabildiğine geniş tarlalar , en derin ufuklar Bütün bunların sahibi bizler gerçekten dev olmalıydık
Ben komik bir şey görmüyorum Oyunu değil kendinizi izleseniz daha iyi olur . Ne kadar renksiz bir yaşamı var hepinizin , ne çok gereksiz laf ediyorsunuz .
Eğer sade biçimde , çok sade biçimde düşünecek olursak , insan mademki büyük oranda kaba ve budaladır , mademki derin bir biçimde mutsuzdur , o zaman nedir gurur ? Gururun ne anlamı var ? Kendi kendimize aşık olmaktan vazgeçmeliyiz artık . Yapılacak tek şey çalışmaktır .
Galiba sonsuza dek öğrenci kalacağım ben
Ne kadar zeki olurlarsa olsunlar yine de aptal bunlar Konuşabildiğim kimse yok Kimim ben , neden varım , belli değil.
Ah göğsümün üzerinden , omuzlarımdan şu ağır taşı bir kaldırabilsem , geçmişi unutabilsem !
Hayat sanki yaşamamışım gibi geçti
Kendinizi aldatmaya gerek yok, hayatta en azından bir kere de gerçekle yüzleşmek gerek.
Keşke ağır yükümü göğsümden ve omuzlarımdan atabilsem, geçmişi
unutabilsem!
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.
Nereye baksak karanlık, rutubet, ahlaksızlık
kendimi anlatacak olursam, yazgımın bana karşı çok acımasız olduğunu söylemen gerekiyor.
Ömür boyu öğrenci olarak kalacakmışım gibi geliyor bana.
Çok açık bir şey ki, bugünü yaşamak için önce geçmişin kefaretini ödememiz, onun hesabını görmemiz gerekir. Bu kefaret de ancak acı çekerek, olağanüstü, sürekli bir emekle ödenir.
Çok açık bir şey ki, bugünü yaşamak için önce geçmişin kefaretini ödememiz, onun hesabını görmemiz gerekir. Bu kefaret de ancak acı çekerek, olağanüstü, sürekli bir emekle ödenir.
Özgür biriyim ben Sizin, zenginlerin ve fakirlerin ölesiye değer verdiği hiçbir şeyin üzerimde en ufak etkisi yok; tüm bunlar havada uçan bir tüyden farksız
Ah, bir de göğsümdeki, omuzlarımdaki şu yüklü atabilsem; geçmişi bir unutabilsem!
“ Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.”
“ Ah, tüm bunlar geçseydi bir an önce, şu kırık dökük mutsuz yaşamımız bir yoluna girseydi ”
“ Siz gerçeğin ve gerçek olmayanın nerede olduğunu görebiliyorsunuz, bense yitirdim görme yeteneğimi, hiçbir şey göremiyorum. “
“ Alın yazım beni nerelere savurmadı ki! Fakat ruhum yine de, her zaman, her dakika, gece gündüz, açıklanamaz önsezilerle doluydu. İçimde mutluluğun önsezileri var ”
Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi.
“ Çok açık bir şey ki, bugünü yaşamak için önce geçmişin kefaretini ödememiz, onun hesabını görmemiz gerekir. Bu kefaret de ancak acı çekerek, olağanüstü, sürekli bir emekle ödenir. “
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

Memurun Ölümü Kitap Alıntıları – Anton Çehov Hayatım Kitap Alıntıları – Anton Çehov Düşünür Kitap Alıntıları – Anton Çehov

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x