Ölüler Evinden Anılar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Ölüler Evinden Anılar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Fyodor Dostoyevski kitaplarından Ölüler Evinden Anılar kitap alıntıları sizlerle

Ölüler Evinden Anılar Kitap Alıntıları

Biz dayak yiyen milletiz, dövüle dövüle içimiz kopmuş da geceleri ondan bağırıyoruz.
Biz mahvolmuş insanlarız.
Bir adamı uzun yıllar birlikte bulunduktan sonra bile anlamak çok güçtür!
Onların bunu yapmaya hakları vardır ama sizin yapmanızı dünyada istemezler.
Hiç kimseye kızgın değilim, ben yalnızca, ruhumu arındırmak için, kendime acı çektirmek istedim.
Hiç delirecek gibi olduğunuzu hissettiğiniz anlar olmuyor mu?
Sizi sevebilirler mi, siz karar verin artık!
Acı çektiğimizi görmekten çok hoşlanıyorlardı, oysa biz acımızı belli etmemeye özen gösteriyorduk.
Herkes çok acımasızdı, içimi dökebileceğim kimse yoktu. Bazen bir köşeye çekilir, içimi çeke çeke ağlardım.
İnsan her şeye alışan bir yaratıktır ve sanırım bu onun en iyi niteliğidir.
Bir keresinde aklıma şöyle bir fikir geldi: Bir insanı ezip mahvetmek, ona en korkunç bir katilin bile duyunca titreyeceği kadar ağır bir ceza vermek isteyenlerin, insana yaptığı işin tamamen anlamsız, faydasız olduğu duygusunu vermesi yeterlidir.
Mantık insanları ancak bir şeyi şiddetle arzulayıncaya kadar hakim olur. İstedikleri şeyin gerçekleşmesine engel olacak herhangi bir kuvvet yoktur yeryüzünde
Boyun eğeceksem çarığa değil, kunduraya eğerim.
Sürgün hayatında hürriyet yokluğundan ve zorla çalıştırmadan başka, belki diğerlerinden daha korkunç bir azabın olduğunu zamanla öğrendim : Zorunlu ortak hayat.
Ama her zorlama işte muhakkak biraz anlamsızlık, hakaret ve bir utanç telakkisi vardır;
Para, darphaneden çıkmış bir hürriyettir; bu yüzden hürriyetten tamamıyla yoksun bırakılmış bir insan için paranın kıymeti on kat fazladır.
Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz
İnsan her şeye alışan bir yaratıktır ve sanırım bu onun en iyi niteliğidir.
İnkâr edilemeyen gerçek, alın yazısı olarak kabul edilir.
Gözlerinde öyle büyük bir keder ifadesi vardı ki kalbinde pek çok acı hatıra taşıdığını görebiliyordum
Gülü seven, dikenine katlanır
“İşte her yerdeki gibi, burada da kötü insanların yanında iyileri de bulunuyor ”
ama şimdi dünyada her şey karanlık, her şey boş.
Doğrusunu söylemek gerekirse, çevremiz gerçekten içimizde çok şeyi öldürebilir
Yeni hayatım başlıyordu artık. Hiç tahmin etmediğim, aklımın ucundan geçmeyen onca şey bekliyordu beni
Bence manevi yoksunluklar,
bütün maddi azaplardan çok daha ağırdır.
-Bağışla, sev, fenalık yapma, düşmanlarını da sev
Bakınca, yüzünde öyle bir keder,
anıların verdiği öyle bir acı gördüm ki,
Zincirlerin çıkardığı sesler, pis kokular, yoğun duman, kazıtılmış kafalar, kızgın demirle damgalanmış suratlar, paçavra haline gelmiş eski elbiseler, her şey adeta utanç ve rezillik kokardı!
Evet, insanoğlu çok dayanıklı bir varlıktır. Her şeye çabucak alışan bir varlık, insanı anlatabilecek en güzel en uygun söz işte budur bence.
Mektup yolladım, karşılık yok.
Bugünkünün benzeri kaç bin gün daha beni bekliyor? Hepsi birbirinin aynı, hepsi birbirinin eşi!
Eğitim bile yeterince güvenilir bir ölçü sayılmaz. Bu talihsizlerin arasında cahil, ama ince ruhlu adamlar tanıdım. Hapishanede bazen bir adamın yıllar boyu insanlıktan çıkmış, vahşi bir hayvan olduğunu düşünüp ondan iğrenirsiniz. Sonra bir an gelir adam, ruhunu çırılçıplak bırakıverir; öyle bir zenginlik, duyarlılık ve sıcaklık, hem kendisinin hem de başkalarının acılarına karşı öyle bir farkındalık görürsünüz ki inanamazsınız. Bazen de tersine; eğitim kimi zaman vahşetle ve hayasızlıkla yan yanadır; iyi niyetiniz bile buna özürler bulamaz.
Manevi yoksunluklara katlanmak fiziksel acılara katlanmaktan daha zordur.
#8216;Burada, bir köşecikte daha yıllarca kalmak zorundayım; hem de hiç istemediğim, hastalıklı duygular içinde Ama kim bilir? Yıllar sonra bu köşeden ayrılırken belki de burayı arayacağım!..' diyordum; içimde yaramı boyuna kurcalayıp verdiği acıdan zevk alma ihtiyacı vardı ki, felaketimin büyüklüğünün bilincine varmak cidden zevk veriyordu. Yılların beni bu köşeyi de arayacak hale düşürmesi ihtimalinden dehşet duyuyordum; insanın, ne derece büyük olursa olsun her türlü felakete alışıverdiğini daha o zamanlar sezmeye başlamak da ürkütüyordu beni.
Bence manevi yoksunluklar, bütün maddi azaplardan çok daha ağırdır.
İnsana güven veren çocuksu gülümsemesine, yumuşaklık ve sevgi dolu iri siyah gözlerine baktıkça yalnız derin bir zevk değil, hüzün ve keder de duyardım.
Yeni bir hayata adım atmak ne de güzeldir bazen!
Çok az konuşur, kimseye sokulmazdı.
“Tanrım, şu zavallı kulundan yardımını esirgeme!
Bana dayanacak kuvvet ver Tanrım!
İnsan her şeye alışan bir yaratıktır ve sanırım bu onun en iyi niteliğidir.
İnsan, özgürlüğü uğruna neyini vermez ki? Boğazına ip geçirilmiş hangi milyoner bir soluk hava için milyonları feda etmez?
onunla karşılaşmamız, hayatımın en iyi rastlantılarından biridir. İnsanlar arasında ince ve güzel yaratılmış, sahip olduğu erdemler yönünden öyle zenginleri vardır ki, zamanla değişip bozulmaları imkânsız gibi görünür. Onlar için gönlünüz her bakımdan rahat olabilir.
Hürriyet, yeni hayat, yeniden doğuş Ah ne tatlı bir an bu!
Bu duvarların arasında kaç gençlik boşu boşuna çürüdü gitti, nice yetenekler boş yere mahvoldu! Olduğu gibi söylemeliyim: Buradaki adamlar olağanüstü insanlardı. Belki de milletimizin en yetenekli, en güçlü adamlarıydı. Bunca yetenekli adam boş yere, doğal olmayan bir şekilde, büsbütün mahvolmuşlardı. Peki. Ama kabahat kimin?
Yüzlerce arkadaş arasında bulunduğum halde, kendimi ne kadar derin bir yalnızlık içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sonunda bu yalnızlığı da sevmeye başlamıştım ya Bu ruh yalnızlığı içinde bütün geçmişimi gözden geçiriyor, her şeyi en ufak ayrıntısına kadar hatırlıyordum. Geçmişim üzerinde düşünürken kendimi amansız titizlikle suçluyor, hatta bu yüzden bazen bana bu yalnızlığı bağışlayan alınyazıma şükran duyuyordum. Çünkü bu olmasaydı, ne böyle kendimi yargılayabilir, ne de geçmişimi bunca titizlikle inceleyebilirdim. O vakitler kalbim ne umutlarla çarpmaya başlamıştı! Artık ileriki hayatımda geçmişte düştüğüm hataları, yanlışlıkları tekrarlamayacağımı kuruyor, kendi kendime söz veriyordum. Kendime bir gelecek programı hazırlamış, harfiyen uymaya kesin karar vermiştim. İçimde bütün bunları yerine getireceğime dair körü körüne bir inanç vardı
Bir sınıf insan vardır ki, çoğu zaman gayet zeki oldukları halde, arada bir alabildiğine soyut düşüncelere körü körüne bağlanırlar.
Bu yüzden hayatta o kadar acı çekmiş, bu düşünceler kendilerine o kadar pahalıya mal olmuştur ki, şimdi birdenbire vazgeçivermek onlar için pek güç hatta imkansızdır.
Bence hapishanede ya da herhangi bir yerde, kendi iradeleri dışında bir araya toplanmış insanların birbiriyle kavga etmesi, hatta nefret duyması, aynı şeyleri hürken yapmaktan daha kolaydır. Çünkü birçok şart buna yardım etmektedir.
Elebaşılar şikâyet olarlarında, yalnız hapishanede değil, her türlü toplulukta, dahası askeri birliklerde bile pek yamandır. Bu gibiler her yerde benzer özellikler gösteren özgün tiplerdir. Hakka susamışlardır, istediklerini büyük bir saflıkla, hem de çarçabuk elde edebileceklere inanırlar. Arkadaşlarına göre, aptal değildirler; hatta aralarında çok zeki olanlara da rastlanır, ama kurnaz ve tedbirli olamayacak kadar ateşlidirler. Kitleyi ustalıkla yönetip davayı kazanmayı becerenler, halk önderlerinin değişik, bizde nadiren rastlanan, doğal bir tipidir. Ama şimdi sözünü ettiğim kışkırtıcılar, elebaşılar şikâyet davalarını hemen her zaman kaybederler. Sonra da bu yüzden hapishaneleri, sürgün yerlerini doldururlar. Savaşlarını pek taşkın, pek ateşli olmaları yüzünden kaybederler, ama kitle üzerindeki nüfuslarını da aynı sebeple edinirler. Topluluklar seve seve onların peşinden gider. Heyecanları, onurla karışık kızgınlıkları herkes etkiler ve sonunda en kararsız olanları bile onunla birleşir. Başarıya körü körüne güvenleri, en koyu şüphecileri bile kendine çeker; halbuki bazen bu güvenin o kadar zayıf, o kadar çocukça bir temeli vardır ki dışarıdan bakan biri, insanların buna inanıp arkasına takılmalarına pek şaşırır.
Mesela, 10 yıllık sürgün hayatımda bir kerecik olsun yalnız kalamamanın ne korkunç, ne azaplı bir şey olduğunu anlayamazdım.
Ama insan yedi canlıdır! İnsan her şeye alışan bir yaratıktır ve sanırım bu onun en iyi niteliğidir.
Yüzlerce arkadaş arasında bulunduğum halde, kendimi ne kadar derin bir yalnızlık içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sonunda bu yalnızlığı da sevmeye başlamıştım ya.
Yüzlerce arkadaş arasında bulunduğum halde, kendimi ne kadar derin bir yalnızlık içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sonunda bu yalnızlığı da sevmeye başlamıştım ya.
Hiç insan öldürmediği halde, altı kişinin canına kıymış bir katilden daha cani insanlar gördüm.
Umudumuzu öldürenleri gördüm
Bəlkə də səhv edirəm, amma mənə belə gəlir ki, gülüşünə görə insanı tanımaq olar və əgər tamamilə tanımadığınız bir adamın gülüşü elə ilk görüşdəncə xoşunuza gəlirsə, onda cəsarətlə deyə bilərsiniz ki, bu yaxşı adamdır.
Hiç insan öldürmediği halde; bir katilden daha cani insanlar gördüm, umudumuzu öldürenleri gördüm.
İnsan, özgürlüğü uğruna neyini vermez ki? Boğazına ip geçirilmiş hangi milyoner bir soluk hava için milyonlarını feda etmez?
İnsanın, ne derece büyük olursa olsun, her türlü felakete alışıvermesi, beni ürkütüyordu
Hiç insan öldüremediği hâlde, bir katilden daha cani insanlar gördüm, umudumuzu öldürenleri gördüm.
Herkes çok acımasızdı, içimi dökebileceğim kimse yoktu. Bazen bir köşeye çekilir, içimi çeke çeke ağlardım
elimdeki kitap kıtlığına, kitap bulma zorluğuna kızıyor, kızıyordum.
derin bir kederle bu yeni hayatta kendimi yabancı, kesilip atılmış bir dilim olarak görüyordum.
Okuduklarımdan bu hayata göre geriliğimin derecesini anlamaya çalıştım.
Nedir buradaki hayatımız kardeşler? Ne yapıyoruz burada? Yaşıyoruz desek değil, öldük desek o da değil…
İnsanın ait olmadığı bir çevrede yaşamasından feci bir şey olamaz.
Eli iş yüzü görmemiş en kibar bir beyzade, pek nazlı biri bile, dışarıda ömründe yapmadığı şeyi bir kerecik yaptıktan, yani bütün gün kan ter içinde kalana dek çalıştıktan sonra, kara ekmeği de içinde hamamböcekleri yüzen çorbayı da yer.
Ruh ve şahsi gelişim asla belli ölçülere vurulamaz.
Bir amaç ve içinde bu amaca ulaşma isteği olmadan hiç kimse yaşayamaz.
Bence manevi yoksunluklar, bütün maddi azaplardan çok daha ağırdır.
İnsanın, ne derece büyük olursa olsun her türlü felakette alışıverdiğini daha o zamanlar sezmeye başlamakta ürkütüyordu beni
Dostoyevski sürgün yıllarında, hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapar..
Köpeği takibe alır ve yanından geçerken her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler
İlginç olan, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında otomatik olarak eğilerek tekme pozisyonu almasıdır
Köpeğin her yanından geçen mahkum otomotik olarak köpeği tekmeler
Dostoyevski de, bir gün köpeğin yanına yaklaşır ve başını okşamaya başlar
Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar
Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz
Köpeğin tekme atanlardan kaçacağı yerde başını okşayan Dostoyevski’den kaçmasının bir piskolojik açıklaması vardır elbet!
Kötülüğü hayat şartı kabul etmiş canlıların sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı görünce çok büyük şaşkınlık yaşamaları ve afallamalarıdır bu
Ruhu köleleştirilmiş bu köpek sevgiye açtır
İnsanlar için de geçerlidir bu
Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder
madem öyle tekrar soruyorum: Ölüm döşeğindekileri cezalandırmalı mı gerçekten?
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

İnsancıklar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Öteki Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Budala Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x