İçeriğe geç

Gurbet Kuşları Kitap Alıntıları – Orhan Kemal

Orhan Kemal kitaplarından Gurbet Kuşları kitap alıntıları sizlerle…

Gurbet Kuşları Kitap Alıntıları

“Bilmediğimiz her şey kitapta yazılı mı?”
“Yazılı ama, bir kitapta değil.”

Ya?”
“Birçok kitapta.”
“İnsan o kitapların hepsini alıp okusa?” “Okuyamaz.”
“Niye?”
“Ömrü yetmez.

Ne zaman dükkâna ansızın gelse, elinde ya gazete ya kitap. Oysa sen bir işçisin, nene gerek gazete, kitap!
Düşünme aslanım, sıkma canını. Allah büyük. Cenab-ı Allah bir kapıyı kaparsa bir başkasını açar.
Ne zaman dükkana ansızın gelse, elinde ya gazete, ya bir kitap. Oysa, sen bir işçisin, nene gerek gazete, kitap!
“Bilmediğimiz her şey kitapta yazılı mı?”
“Yazılı ama, bir kitapta değil.”
“Ya?”
“Birçok kitapta.”
“İnsan o kitapların hepsini alıp okusa?”
“Okuyamaz.”
“Niye?”
“Ömrü yetmez!”
Devir, istemesini bilenin devriydi. Tahsil mi? Diploma mı? İlmü irfan mı? Hadi canım. Bütün bunlar birer kuruntudan ibaretti.
“Halkımıza kahve verme, şeker verme, gaz verme, hatta ekmek verme zarar yok… Yeter ki ibadethanelerini onar, radyolarından mevlüdünü, ardından da gürmah sesli duahanlarının kalpleri dalgalandıran seslerini eksik etme!”
Hangi partiyi tutuyorsunuz hanımefendi?
Güldü:
Hiçbir partiyi.
Niçin?
Hiçbirine itimat etmiyorum da ondan!
Milletimizi bilmez değelsiniz a.Epmek virme , su virme , gaz, şeker , giyim kuşam virme , yeter ki dinlerinden diyanetlerinden geri koma.
Adam kitab oxuduqca biliyi artır, biliyi artdıqca çox kitab oxumaq istəyir.
Mənim üçün bu millətin, o millətin fərdi olmaq deyil, insanlığın üz qarası olub-olmamaq daha vacibdir.
Həyat bir pilləkəndir, aşağı enməyi düşünməməlisən.
Derinleşen gece. Derinleşen gecenin içinde gaz lâmbasıyla ışıyan ev, gaz lâmbasıyla ışıyan evde dört kişi, dört kişinin içinde de bir ölü: anaları
– Bilmedigimiz her şey kitapta yazılı mi?
– Yazılı ama bir kitapta değil!
– Ya?
– Bir çok kitapta.
– İnsan o kitapların hepsini alıp okusa?
– Okuyamaz.
– Niye?
– Ömrü yetmez!
Fakir fukaranın canları arı sokmuşçasına yakılır, ama arı hiçbir zaman görünmezdi
Onlar, alevinizin ışığında parlayan dönen pervaneler. Gün gelir ışığından uzaklaşırlarsa dönüp yüzünüze bile bakmazlar.
Benim için bu milletin, şu milletin ferdi olmak değil,insanlığın yüz karası olup olmamak önemli.
İnsan olan bir insan, insanlığa heves eder.
Zalimin yüzü yoktu. İnsana benzemiyordu. İnsana benzese, insan gibi acırdı insanlara.
Kitap okumak gibi var mıydı? Adam kitap okudukça bilgisi artıyor, bilgisi arttıkça kitap okuyası geliyor diyordu Kastamonulu.
Bir erkeği yeniden yaratıp yükselten karısıdır. Kadın cahil, pısırık, geri kafalıysa, erkek istediği kadar kabiliyetli olsun Bir ise yaramaz.
Halk din istiyorsa, bizim vazifemiz ona dinini vermektir.
On yaşındayken İstanbul’a ayak bastım. Ülkenin en büyük şehrindeyim ve danışacak, sığınacak kimsem yoktu. Başkasının kâbusu olur ama benim için ucu nereye gideceği bilinmeyen bir macera
Gâvura hele Bir şey olduğunu bilmiyom mu ben? Söyle, ne var?
Çocuklar, ah çocuklar. Ne severdi çocukları. Bir evin gülü, çimeni, buzdolabı, radyosu, elektriğiydi çocuklar. Çocuğun olmamış da buzdolabın, çamaşır makinen, radyon olmuş kaç para?
Parasız adam, aç adam aç kurda benzer dirdi babam.
Gene karısının anlattığına göre. Beyefendiler beyefendisinin sözünü kesen bir başka beyefendi:
“Halkımıza kahve verme, şeker verme, gaz verme, hatta ekmek verme zarar yok Yeter ki ibadethanelerini onar, radyolarinda mevlüdünü, ardından da gümrah sesli duahanlarının kalpleri dalgalandıran seslerini eksik etme!”
Gurbet kuşları Kuşluk treninin gene en arka vagonlarından kara kara, kuru kuru indiler. Yorganlı, yorgansız, bohçalı, bohçasız. Gene kafalarında İstanbul, İstanbul’ un altın olan taşı toprağı.
Ne zaman hanımının yokluğundan faydalanıp bulgur pilavıyla turşuya kavuşsa kendini Niğde köylüğündeki anasının evinde sanır, kendini yılların gerilerinde bulurdu.Gene öyle.Kahırdan saçları ak pak, yüzü erkek yüzünü hatırlatan, ama oğluna bakarken hemen hemen bütün analar gibi gözlerinin içi gülen anası
Mihveri paraydı bu dünyanın, para! Para kazanıldıktan sonra her şey gibi ilm ü irfan da satın alınabilir, ilim irfan sahipleri huzurda elpençe divan durdurulabilirdi.
— Dil alışganlığı garıcığım, dilim zıypıyor
Hanımefendinin yüzünden sanki bulantı geçti:
— Allahım, hangi birini düzelteyim, hangi birini? Alışganlığı değil, alışkanlığı, garıcığım değil, karıcığım, zıypıyor ne demek? Kayıyor de hiç olmazsa
Bazen ne kadar iyi top sürersen sür, topu sadece kendinde tutmaktan zarar gelir.
Memed en güçlü silâhını kullandı:
— Okumam yazmam var, az buçuk kitap okuyok!
Ah yarabbi hangi birini düzeltmeli? Ayol, gocaman, değil, kocaman; furulduydun değil, vurulmuştun
— ( )Hangi partiyi tutuyorsunuz hanfendi?
Güldü:
— Hiçbir partiyi.
— Niçin?
— Hiçbirine itimat etmiyorum da, ondan!
Çakır gözler iyi değildi, köy yerinde iyi saymazlardı çakır gözü. Cin, şeytan böyle gözlerden çıkarmış.
Amma hepsini birden almam. Böön pendirnen epmek mi aldım? Yarın epmekten kara zeytin. Birgün havla epmek. Günde epmek, pendir, havla, epmek, pendir, havla olmaz. Buraya niye geldin? Çalışıp üçün beşin yoluna bakıyım diye. Epmek, pendir, havla, kara zeytin, epmek, pendir, havla, kara zeytin başa mı çıkılır?
..beni unutuvirdiler. Var sen de unut. İnsanoğlu çiğ süt emmiştir aslanım
Yakınlık gösteriyordu ama, yürekten mi?

Diliyle yakınlık gösteriyor da, yüreğinden hayinlik geçiyorsa?

— Bilât mı?
— Bilât ya.
— Ne bilâtı?
— Vapur bilâtı.
— Almadım.
— Get al şordan!
«İstanbul gibi var mı? İnsan gurbete düşünce İstanbul’a düşmeli. Çukurova heye, zengin melmeket, epmeği bol melmeket ya, kulağasma. Yazın Çukurova’nın zenginleri bile İstanbul’a gelirler. Niye? Isıccak!»
Fakir fukaranın canları arı sokmuşçasına yakılır, ama arı hiçbir zaman görünmezdi
Onlar da bu dünyaya en az sizin kadar yaşamak için geldiler
Gurbet kuşları , Kuşluk trenleri nin gene en arka vagonlarından kara kara, kuru kuru indiler Yorganlı, yorgansız, bohçalı, bohçasız Gene kafalarında İstanbul, İstanbul’un altın olan taşı toprağı Altın olan evet
Yok ağa yok, dedi Benim neme gerek parti mürtü? Ben doğru yolumda yürümeye bakarım!..
Onun elinden başkaları nasıl tuttularsa, o da şimdi bu açıkgöz, kabiliyetli çocuğun elinden tutacaktı
Böyleydi bu dünya: Yap bir iyilik, denize at Balık bilmezse Halik bilirdi!..
Büyük şehir insanının huyuydu bu. Köyünü, kentini bırakıp büyük şehre ekmek için düşmüş yaban bakışlı, bozuk üst başlı, şivesi bozuklarla alay ederler, onları büyük şehre yakışmayan taraflarından dolayı tefe alırlardı
Şurda bir çaycı var, iyi çay yapar. Birer tane içelim mi?
İçelim
İnsan en iyisi helalinden bir şeylere sahip olmalı Helalinden olmadın mı, yaramaz
Ne varsa helalinde var
Bu türküyü çok seviyordu herhalde Sevmese her zaman her zaman söylemezdi
On yaşındayken İstanbul’a ayak bastım. Ülkenin en büyük şehrindeyim ve danışacak, sığınacak kimsem yoktu. Başkasının kâbusu olur ama benim için ucu nereye gideceği bilinmeyen bir macera

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir