Ezilenler Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Ezilenler Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Fyodor Dostoyevski kitaplarından Ezilenler kitap alıntıları sizlerle

Ezilenler Kitap Alıntıları

Yepyeni bir görüş, yepyeni düşünceler Bir tek güneş ışığı insan ruhunda neler yapabiliyor, hayret!
Onun verdiği hiçbir ıstıraptan korkmam.Ondan geldiğini bilmek bana yeter
sana, kalbine, cevher gibi ruhuna ihtiyacım var.
Kalbim bana her şeyi, hem de çoktan beri bütün açıklığıyla gösterdi
Bazı kereler odamda beş aşağı beş yukarı dolaşırken, içimdekileri taşımak için kendim de farkında olmadan, birinin bana hakaret etmesini ya da hakaret anlamına gelebilecek bir söz söylemesini sabırsızlıkla beklerdim neredeyse.
ne yapayım ki ondan gelen acı bile beni mutlu ediyor.
sana, kalbine, cevher gibi ruhuna ihtiyacım var.
Yetenek, tüm yaşamının garanti altında olduğu anlamına gelmez.
Yaz bari kardeşim; hiç durma yaz! İlk başarına güvenip gevşeme.
Yaşama arzum , inancım vardı.
İnsan sağlığının değerini bilmeli, diyordu. Bunu önce ve en başta, yaşamak için; ikincisi, daima mutlu olmak için yapması gerekir.
Kaderin baskısı altında ezilen daha niceleri uğradıkları haksızlığın üstüne üstüne gitmekten acı bir zevk duyarlar.
Temelli yitirdiğimizi yeniden bulmaktan umudu kesmeliyiz.
Sen ayrılığa gerçekten dayanabilir misin? Bunu yürekten istiyor musun? Onu söyle bana.
Ne insanları?diye bağırdı.Soyguncular, iftiracılar, hainler mi? Merak etme böylelerini her yerde bulursun, Sibirya’da da çok.
-Düştü bunlar Vanya! dedi.
-Düş olan ne? diye sordum.
-Her şey, bu yıl olup biten her şey, diye yanıtladı.
Eski duygularımın hepsini gömdüm, silkip attım. Hatıra nedir bilmiyorum artık.
Erkek soğudukça öbür tarafın aşkı hararetlenir: Kıskançlık, hayatını cehennem azabına çevirir; bunun ayrılmaya, hatta cinayete kadar yolu var
Herhangi bir meselede kararsızsam hemen kalbime danışırım. Kalbim rahatsa ben de rahatım.
Çektiği acılar yüzünden dünyada kimseye güvenemez bir hale gelmiş.
Annemle babam büyük bir olasılıkla iyi insanlardı ama beni küçükken yetim
bıraktılar.
Niye bu kadar korkuyorsun? Pek mutsuzsun galiba
İşin garibi ona soru sormaya cesaret edemiyordum.
Kitapları almak için geldim
“Tam dedesinin torunu ” diye düşündüm. “Deli mi ne?”
Ertesi sabah saat ona doğru Vasilyevski Ostrov’dan İhmenevlere, oradan da Nataşa’ya gitmek için acele ederken kapıda, ansızın dünkü konuğum, Smith’in küçük torunuyla burun buruna geldim. İçeri girmek üzereydi. Gelişinin beni nedense pek sevindirdiği aklımda kaldı. Bir gün önce küçüğü iyice görememiştim, gündüz gözüyle daha da garip buldum.Hiç olmazsa dış görünüşü bakımından bu kızdan daha garip, daha orijinal bir insana rastlamak gerçekten güçtü. Ufak tefekti, Ruslarda pek görülmeyen pırıl pırıl kara gözleri, son derece gür, darmadağınık, kuzguni siyah saçları ve sessiz, inatçı, sır dolu bakışıyla sokaktan geçenlerin ilgisini
çekiyordu. Zaten en dikkate değer tarafı bakışıydı; zekâ, kuşku, güvensizlik okunuyordu. Sırtındaki eski ve kirli elbise
dünkünden de perişandı. Kız, üzerimde, vücudu sinsice kemiren amansız bir hastalığa tutulmuş bir insan etkisi
uyandırdı.
Yalnız ben değilim ya; benden çok daha iyi insanlar da azap çekiyor.
—Biliyorum; ama ne yapayım, elimde değil. Sözlerinde idam sehpasına giden mahkûmun acı ümitsizliği vardı.
—Seni Tanrı’ya emanet ediyorum sevgili biricik yavrum. Ulu Tanrı korusun, ruhuna ebedi huzur versin, kederden uzak tutsun seni. Ben günahkar kulunun dualarının kabul olmadı için de Tanrı’ya yalvar.
Ben bütün o saflık gösterilerinden, pastoral zırvalıklardan son derece nefret ederim; böyle bir çevreye girip sureti haktan görünerek, şu ebedi Schillercilerden birini alaya almak da bana gıdıklayıcı bir zevk verir.
Fazla üzülmeyin, zaman herşeyi halleder.
Hepimiz birbirimizi sevdiğimiz halde kavgalıyız.
Eski duygularımın hepsini gömdüm, silkip attım. Hatıra nedir bilmiyorum artık.
Neden herkes aynı anda mutlu olamıyor, neden?
Güçlüler daha zalim, ezilenler daha güçsüz.
Okudum hayatım okudum, bende okudum. Okuyunca az daha adam oluyordum.
Siz buna yalnızlık, ben ise huzur diyorum.'
İleride ki mutluluğumu, şimdi acı çekerek hak etmem gerek.
Kuru sözle aşk olmaz.
Hakkımızda kim ne isterse söyleyebilir, istedikleri hükmü verebilirler. Biz yine heyecanlarımızdan, taşkınlıklarımızdan vazgeçmeden, hatalarımızdan utanç duymadan doğruluk yolunda yürümeye devam edeceğiz. Başkasından saygı görmek istersen, önce ve en önemlisi kendi kendine saygı duymalısın; ancak bu şekilde kendini saydırabilirsin.
Herkesi olduğu gibi kabul etmek gerekir.
İleriki mutluluğumu şimdi acı çekerek hak etmem gerek.
Mevki, para, unvan, rütbe gibi şeylerin gözümde büyük değeri vardır. Bilinçli olarak düşününce bütün bunlara değer vermenin eski kafalılık olduğunu anlıyorum ama, yine de onlardan vazgeçemiyorum.
Temelli yitirdiğimizi yeniden bulmaktan umudu kesmeliyiz.
Bazı müşfik, ince duygulu kişiler, en sevdikleri varlığa bile yalnız başkalarının yanında değil, baş başa kalınca da yaklaşıp şefkat gösterme konusunda son derece inatçı, neredeyse utangaç olurlar; ama nadir görülen sevgi taşkınlıkları sırasında bastırdıkları duyguları da o ölçüde sıcak, heyecanlı olur.
Gözlerinden, Oysa ömrümüzün sonuna kadar mutlu olabilirdik! düşüncesini okudum.
Kişiliğim, bizzat ben. Her şey, evren bile benim için yaratılmıştır. Beni dinleyin dostum, ben bu dünyada keyfince yaşamanın mümkün olduğuna hâlâ inanıyorum. Bu da inançların en iyisidir, zira buna inanmadan kötü bir hayat bile süremezsiniz, zehir içmekten başka çareniz kalmaz. İşittiğime göre, ahmağın biri bunu yapmış. Felsefeyle uğraşa uğraşa insan hayatındaki bütün kuralları, en tabii en sıradan olanları bile yıkmış; boşluk içinde topu topu bir sıfır elde edince bir siyanür asidini kurtuluş çaresi saymış. Siz bu hareketi Hamlet gibi bir umutsuzluk doruğuna, düşlerimizde görmediğimiz bir yüksekliğe çıkarırsınız. Çünkü siz şairsiniz. Ben basit bir adam olduğum için meseleye sade, pratik gözle bakarım.
Bazı müşfik, ince duygulu kişiler, en sevdikleri varlığa bile yalnız başkalarının yanında değil, baş başa kalınca da yaklaşıp şefkat gösterme konusunda son derece inatçı, neredeyse untangaç olurlar; ama nadir görülen sevgi taşkınlıkları sırasında bastırdıkları duyguları da o ölçüde sıcak, heyecanlı olur.
Sinirlerim bozuk olduğundan mı, yeni evimi yadırgadığımdan mı, yoksa yakında geçirdiğim bir üzüntüden mi ne, karanlık basar basmaz yavaşça mistik korku adını verdiğim bir ruh hali gelir üzerime; bu durum şimdi hastayken sık sık tekrarlanıyordu. Bu, benim de kestiremediğim, akla sığmayan, normal hayatta rastlanmadığı halde gayet cismani, hatta belki şu anda bile aklın sıraladığı bütün delillerle alay edercesine, kaçınılmaz, korkunç, iğrenç, merhametsiz bir varlık halinde karşıma dikilebilecek, acı, azap verici bir korkuydu. Bu korku genellikle, aklın söylediklerini dinlemez, gittikçe artardı; ondan sonra dimağ daha keskin bir açıklıkla işlemeye başlardı, bununla beraber duygulara karşı koymaktan acizdi. Akıl söz dinlemez, faydasızlaşır, bu ikileşme de ürküntümü artırır, acı dolu bir bekleyişe çevirirdi. Ölülerden korkan insanların duydukları sıkıntı da böyle bir şeydir sanırım. Ama benimkinde tehlikenin belirsizliği bu azabı daha da güçlendirirdi.
Önümüzde esrarlı, çekici bir hayat vardı ve onu tanımanın tadına doyulmuyordu.
Hayatımın şu acı dolu son yılını bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Hepsini kâğıda dökmek istiyorum; kendimi bununla oyalamazsam can sıkıntısından ölürüm herhalde. Başımdan geçenleri hatırlamak beni ıstırap verecek derecede heyecanlandırıyor. Kâğıda dökülünce daha teskin edici, daha düzgün şekiller alacak ve bir sayıklama veya kâbusa daha az benzeyecekler. Bana öyle geliyor. Yalnız yazma işi bile yeter; insanı sakinleştirir, soğukkanlı yapar, eski yazar alışkanlıklarımı dürter, anılarımla mariz hayallerimi bir iş, bir meşgale haline sokar Evet, iyi buldum. Hem de sağlık memuruna bir miras bırakmış olurum; anılarımla kışın pencereleri kâğıtlasın bari.
Mart güneşini, hele gurubunu pek severim, berrak, ayaz akşamlarda elbet. Ansızın parlak bir ışığa boğulan tüm sokak parıldar. Evlerin hepsi ansızın ışıldamaya başlar sanki. Boz, sarımtırak, kirli yeşil renkler bir anda tüm somurtkanlıklarını kaybederler; sanki içiniz birden ferahlar, sanki biri sizi dirseğiyle dürtmüş gibi irkilirsiniz. Yepyeni bir görüş, yepyeni düşünceler Bir tek güneş ışığı insan ruhunda neler yapabiliyor, hayret!
Yaşama arzum, hayata inancım vardı!.. Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum.
Bazen aç olanlar da birbirini anlamaz.
Aklıma gelmişken söyleyeyim: Eserlerimi tasarlayıp, nasıl kaleme alacağım konusunda hayaller kurmak, oturup onları yazmaya başlamaktan daha çok hoşuma gidiyordu, ama tembellikten değildi bu doğrusu.
Eski duygularımın hepsini gömdüm, silkip attım. Hatıra nedir bilmiyorum artık
İyi insanlar karşılık beklemeden yardıma koşarlar. Dünya iyi insanlarla dolu kızım. Yazık ki bunlar gerektiği zaman senin yoluna çıkmadı.
Erdem ne kadar erdemli olursa içerdiği bencillik de o kadar artar.
Örneğin kadınlar, ortada incir çekirdeği dolduracak bir sebep yokken kendilerini mutsuz, kırgın hissetmek ihtiyacı duyarlar.
aradan geçen dört yılda onu, bir an bile unutmamıştım
Gönlü yücelik büyüyüp göz kamaştırıcı bir hal aldıkça ondaki iğrenç bencillik o ölçüde artar.
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

İnsancıklar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Öteki Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Budala Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x