Ecinniler Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Ecinniler Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Fyodor Dostoyevski kitaplarından Ecinniler kitap alıntıları sizlerle

Ecinniler Kitap Alıntıları

Durmadan falıma bakıyorum şatuşkacığım, ama hiç istediğim gibi çıkmıyor.
Akıllı insanlar günümüzde hep susuyor, konuşmuyorlar.
İnsan yaşamının ikinci yarısının, tümüyle ilk yarıda biriktirilen alışkanlıklardan ibaret olduğu demek doğruymuş.
İnsanoğlu mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz; yalnızca bu nedenle mutsuz.
Ben buna sadece “Tanrıyı arayış”
diyeceğim. Bütün halk hareketlerinin amacı, hususiyle her
toplumda o topluma ait tarihin her döneminde tek gaye
Tanrıyı arayıştır; kendi Tanrısını, öz Tanrısını arayış, inandığı,
tek bildiği, doğru bildiği Tanrıyı! Tanrı, başlayışından,
bitişine kadar bütün bir milletin birleşik hüviyetidir. Bugüne
kadar aynı Tanrıya birden fazla milletin taptığı görülmemiştir.
Her insan topluluğunun kendisine özgü bir Tanrısı vardır.
Müşterek Tanrılara tapmaya başladılar mı, çökmeye de
başlamışlar demektir. Ne zaman ki, Tanrılar özgüllüklerini
kaybedip birbirlerine karışırlar, o zaman Tanrılar ölürler,
onlarla beraber onlara olan inan da ölür, inanan millet de ölür,
en kuvvetli millet, kendisine özgü Tanrısı olan millettir.
Bugüne kadar dinsiz bir insan topluluğu görülmedi, yani
“iyi”yi ve kötüyü bilmeyen millet yoktur. Her milletin iyi ve
kötü hakkında özel bir anlayışı vardır. “iyi” ve “kötü”bilinçleri birçok milletlerde birleşik bir kavram aldı mı, iyi ile
kötü arasındaki fark da silinmeye ve kaybolmaya yüz tutar.
İster öldür, görünmüyor bir iz,
Yolu şaşırdık, ne yapacağız biz?
Galiba ecinni bizi kırda dolaştıran,
Oradan oraya sürükleyip duran?
Ne kadar çok onlar, nereye gidiyorlar,
Neden şarkıları acıklı?
Umacıyı mı gömüyorlar,
Cadıya düğün mü yapıyorlar?
Bazı tuhaf dostluklar vardır. İki dost, ellerinden gelse birbirini yiyecektir, ama yine de ömürleri boyunca içtikleri su ayrı gitmez. Beraber olmadan edemezler. İkisinden biri aklına esip bu dostluk bağını koparsa, bunu yapan yatağa düşer,
hasta olabilirdi.
Efkâr denen şeyi elde edebilmek için insanın en önce çalışması, kendi emeği, bir işte kendi siftahı, kendi tecrübesi olması gerektiğini
anlamıyorlar mı? Bedavadan bir şey elde edilmez. Çalışır çabalarsak o zaman kendi fikrimiz olur.
Oysaki milleti olmayanın, Tanrısı da yoktur. Şunu iyice biliniz, kendi milletini anlamasını unutanlar, onunla olan bağlarını kaybedenler, hemen o anda, o nispette vatana olan inançlarını da kaybediyorlar, sonunda da ya dinsiz oluyorlar
yahut her şeye karşı kayıtsız.
Hem sonra, daima akıldan fazla akıl hocası vardır.Ben de tamamen bu
fikirde olduğuma göre…
Dostum, evlenmek her mağrur ruhun, bütün bağımsızlıkların manevi ölümüdür.
Ben sizlere bakıp şaşıyorum; insanın nasıl içi sıkılır anlamıyorum. Dertli olmak sıkıntılı olmak değildir.
Dünyada çektiğimiz her acı, döktüğümüz her gözyaşı, bizim
için bir sevinçtir. İnsan derdi olmasa da, sevincinden ağlıyor.
Bana bir hücre yeter,
Saray istemem ben;
Ruhumu azat eden,
Sana dua eden ben.
Ama anlamıyor musun, diye bağırdım, anlamıyor musun ki, insanların saadet kadar felâkete de ihtiyacı var.
Bazı kimseler vardır, onlara temiz pak çamaşır yakışmaz.
Ama susmak bir büyük deha işidir.
Sonra susmak tehlikelidir de.
Sonra ben bazen onları güldürürüm; buna değer biçilmez. O zaman her şeyimi affediyorlar; çünkü ötede büyük lâflar eden sözüm ona akıllı adamın kendilerinden daha sersem olduğu meydana çıkıverir.
Saygı istiyorum, saygı göstermek zorundasınız. Şahsım için değil, Allah kahretsin şahsımı. Başka birisine karşı ve yalnız bu an için saygı istiyorum…
Bazen ne kadar iyi top sürersen sür, topu sadece kendinde tutmaktan zarar gelir.
Evet, kökleri ta çocukluğuma kadar inen ümitlerimi bağlamış olduğum inançları öyle bir tutuşta söküp
atamazdım elbet! Bunlar benim gözümden hınç yaşları ile
dökülmüş şeylerdir.
Hiçbir millet, kendisini yalnız akıl ve bilgi prensipleri üzerinde kurup geliştirmedi. Hiçbir millet bu örneği vermiş değildir.
Niye saklamalı, ben şu anda kötü, sıkıcı bir kitaptan başka bir
şey değilim, hiç değilse şu anda öyleyim, evet…
Ben kabiliyetsizin biriyim, başka bir şey değilim. Ben, ancak kanımı dökebilirim, bütün kabiliyetsizler gibi… Varsın aksın kanım! Ben sizden bahsediyorum.
Aklıselimin karşısında bile karşı durabilmek için insanın büyük bir adam olması gerekir.
Ben bir şey anlamıyorum, diye homurdandı. Neden
herkes başkalarından beklemediği şeyi benden bekliyor?
Neden ben, hiç kimsenin katlanmadığı şeye katlanayım,
neden hiç kimsenin kaldıramadığı yükün altına gireyim?
On yaşındayken İstanbul’a ayak bastım. Ülkenin en büyük şehrindeyim ve danışacak, sığınacak kimsem yoktu. Başkasının kâbusu olur ama benim için ucu nereye gideceği bilinmeyen bir macera
“her şey o kadar can sıkıcı ki, eğlence seçecek durumda değiliz, yeter ki meraklı bir şey olsun”
- öteki dünyadaki sonsuz hayata inanmaya mi başladınız?
- hayir öteki dunyadakine degil, bu dünyadaki sonsuz hayata inaniyorum. Öyle anlar vardır ki, onlara eristiginizde zaman bir anda durur, yerini sonsuzluğa bırakır.
Güneş de zamanı gelince sönecek diyorlar.
Tanrı sizi kendi iblisinizden korusun
Kendim olmaya karar verdim. İyi de, kendim kimdi..? Nasıl biriydi ?
Yaşamak gerek
Yangın zihinlerde, evlerin çatılarında değil.
Rus kadınlarının pek azının yüz güzelliğinde ölçü oran vardır; pideye benzer yüzleri.
Size fazla mutluluk dilemiyorum, fazlası usandırır insanı; ama felaketlerle boğuşmanızı da istemem.
Mutsuzsunuz, değil mi? Görüyorum, görüyorum, anlatmanıza gerek yok; ama siz de bana bir şey sormayın. Hepimiz mutsuzuz, ama hepsini bağışlamalıyız. Bağışlayalım, Liza ve sonsuza dek özgür olalım. Dünyayla ilgimizi kesmek ve tümüyle özgür olmak için, Bağışlamak, bağışlamak ve bağışlamak gerek!
bütün dünyaya alay ederek bakıyordu
Bitli kafalara defne dalından taç koyduk.
Umrumda değil, özgürlüğümü ilan ediyorum
Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.
Soğuk, rüzgarlı ama pırıl pırıl bir Eylül sabahıyıdı
Kendim olmaya karar verdim. İyi de,
Kendim kimdi..? Nasıl biriydi ?
Bu gidişim nereye bilmiyorum, ama artık hareket ettim
Ben bir yurttaş bir insanım; bir çöp parçası değilim; hakklarım var ve bu haklarımı istiyorum. Yirmi yıl boyunca bu haklarımı istemedim, hayatım boyunca bir bakıma onları unuttum ama şimdi istiyorum.
Günümüzde birini tutuklamak istemeye gör, istemediğin kadar neden bulunur!
Şu gördüğünüz yürek öyle şeylerle dolu ki; mahşer günü ortaya döküldüklerinde Tanrı bile şaşırır !
Ben nihilistim ama güzelliğe vurgunum.
Ah, sizi öyle inceledim ki! Sık sık bir köşeden gizlice izledim sizi! Nasıl saf, temiz yürekli, naif olduğunuzu biliyor musunuz peki?
Ah, ne kadar bayağı bütün bunlar! Her şey ne kadar bayağı, herkes ne kadar alçak!
Eğitime de, bilime de gerek yok!
Şu dünyada yaşamak güzel şey be !
Demek ki, herkesin derdi kendine !
… Bir yaşam sona erer, bir başkası başlar, sonra o da sona erer, bir yenisi başlar ve bu böylece sürer gider. Sonların hepsi makasla kesilmiş gibi sanki.
Bu gözyaşlarında kötü hiçbir şey yok; hiçbir derdi yoksa, bu kez de sevinçten akıyor gözyaşları.
Her şey öylesine sıkıcı ki, eğlence ayırt edecek durumumuz yok; yeter ki ilginç bir şey olsun.
Uykuyu durağı yitirmiştim Tanrı var mı yok mu diye! Öylesine anamı ağlatan bir sorundu bu!
Düşünceniz hem iğrenç, hem ahlaksızca ve sizin gelişmemişliğinizin göstergesi niteliğinde.
-Çay ister misiniz?
+Verin tabi, konuğa böyle şey sorulur mu? Kaymak da verin! Çay diye hep böyle bulaşık suyu verirsiniz adama!
Herkes bir şekilde kendi yüzyılının insanı olmalı, kendi yüzyılını yaşamalı.
-Galiba okumakla aranız pek iyi değil?
+Evet, pek iyi değildir.
-Buna Rus edebiyatı da mı dahil?
“Tanrı nedir sana göre? “
“İnsanoğlunun umududur.”
Halk ahmaktır, ayrıca votkayı da unutmamak gerek; suçluyu suçsuzdan ayırt edemez halk, hepainin işini bitirir.
İçten bir boyun eğiş söz konusuysa eğer, en ayıp, en utanç verici acıların bile içinden ün kazanarak, güç kazanarak çıkabilir insan.
Sorulmayan şeyler üzerine kendiliğimden bir şeyler söyleyip gevezelik etmeyi hiç sevmem.
Evlilik, bütün bağımsızlıkların manevi ölümü demektir.
İnsanoğlunun varoluşunun temel yasası, onun, mutlak yücelik önünde eğilmeyi bilmesinden başka bir şey değildir. İnsanları bu mutlak yücelikten yoksun bırakın, yaşamak istemeyecek, umutsuzluk içinde öleceklerdir. Ölümsüzlük ve sonsuzluk insanoğlu için üzerinde yaşadığı şu küçücük gezegen kadar gereklidir.
Bir tabak mercimek çorbasına özgürlük satılır mı?
Bir yakınının uğradığı talihsizlikte insanı içten içe sevindiren bir yan vardır. Kim olursa olsun, bu genellikle hep böyledir.
– Önünüzde daha ne saatler , ne anlar var sizin!
— Senin önünde ne kadar varsa o saatlerden, anlardan, benim de o kadar var Sana söz veriyorum, senden tek bir saat fazlam olmayacak..
Alışkanlık Neler yaptırmaz insana!
Mutlulukların en büyüğü, kendini feda etmekten duyulan mutluluktur.
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

İnsancıklar Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Öteki Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski Budala Kitap Alıntıları – Fyodor Dostoyevski

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x