Altıncı Koğuş Kitap Alıntıları – Anton Çehov

Altıncı Koğuş Kitap Alıntıları – Anton Çehov

Anton Çehov kitaplarından Altıncı Koğuş kitap alıntıları sizlerle

Altıncı Koğuş Kitap Alıntıları

Gerçek mutluluk yaşamın özünü kavramaya çalışmaktır.
Sıradan insanlar huzuru kendilerinin dışında, arabalarla gezmelerde ,rahat çalışma odalarında ararken düşünen insanların huzuru kendi içindedir.
Yaşamınız ne kadar gösterişli geçerse geçsin sonunuz yine tahta bir sandığa çevilenip karanlık bir çukura atılmak olacak!..
Dostum,yaşam tuzaklarla doludur. Düşünen insan gelişir, gelişir ,tam bir olgunluğa eriştiği zaman ise kendini içinden çıkamayacağı bir kapana kısılmış hisseder
Sıcak, rahat bir oda ve bu koğuş arasında hiçbir fark yok, dedi. -İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.
Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!
İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.
Hayatınız muazzam bir şafak tarafından aydınlatılacak olsa da eninde sonunda sizi de bir tabutun içine çivileyip çukurun içine atacaklar.
Bizi buradan hiç satmayacaklar! Çürütecekler bizi bu­rada! Tanrım, öbür dünyada cehennem gerçekten yok mu? Bu alçaklar yaptıklarından ötürü bağışlanacak mı? Nerede adalet?
Lanet olası hayat! En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi. Opera­daki gibi zaferle değil, ölümle son bulacak olması. Köylü­ler gelip ölüyü kollarından ve bacaklarından tutup bod­rum katına atacaklar. Brrr! Neyse Öteki dünyada güzel vakit geçiririz biz de. Öte taraftan bir hayalet gibi belirip bu menfurları korkuturum. Saçlarını korkudan ağartırım.
Bir milyon yıl sonra dünyanın et­rafındaki boşlukta herhangi bir ruh uçacak olsa, sadece ça­mur ve çıplak kayalıklardan başka bir şey göremeyecektir. Kültür, ahlak kuralları, her şey ortadan kalkacak, dulav­ratotu bile yetişmeyecektir. Dükkan sahibinin önünde his­settiğin utancın, değersiz Hobotov'un, Mihail Averyanıç'ın yorucu dostluğunun ne anlamı vardı ki? Bunların hepsi önemsiz ve saçmaydı.
Döven kişi, dövdüğünü değil, kendini aşağılar.
— Siz de çok iyi bilirsiniz ki, bu dünyada insan aklının yüksek manevi dışavurumu dışındaki her şey önemsiz ve sıkıcıdır. Akıl, hayvanlar ve insanlar arasında keskin bir sınır çizer, insandaki ilahi yöne ışık tutar, hatta bir dereceye kadar gerçekte var olmayan ölümsüzlüğün yerini tutar. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki akıl, elimizde olan yegâne zevk kaynağıdır. Etrafımızda akla dair hiçbir şey görmüyor, duymuyoruz, bu da zevkten mahrum olduğumuz anlamına geliyor. Gerçi elimizin altında kitaplar var, ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor. Çok da doğru olmayan bir kıyaslama yapmama müsaade edecek olursanız, bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.
Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?
Hani görevine körü körüne bağlı, ne iş verilirse yapan, iyi niyetli birtakım bön insanlar vardır;böyleleri düzeni korumak için nedense yumruklarını kullanmaktan başka pek bir şey düşünmezler.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Elimizin altında kitaplar var ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor.

Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.

Oldukça fazla okur ve okuduğundan büyük keyif alırdı.
Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir.
Maddenin dönüşümü Ölümsüzlüğün karşısında bu ucuz bahaneyle teselli olmak ne büyük korkaklık ! Bilincin dışında doğada meydana gelen bu süreçler, insanın aptallığından daha aşağıdır, çünkü aptallıkta bile bir bilinç ve irade mevcuttur; süreçlerde ise buna eşdeğer bir şey yoktur. Yalnızca ölüm karşısında saygıdan çok korku duyan bir korkak, bedeninin zamanla bir otun, taşın ya da kurbağanın içinde yaşayacak olmasıyla teselli olabilir. Maddenin dönüşümünde kendi ölümsüzlüğünü görmek, kırılan ve artık faydasız olan değerli bir kemanın kutusuna parlak bir gelecek öngörmek kadar gariptir.
İnsan neden ölümsüz değil ? diye düşünüyordu. Beynin merkezi ve kıvrımları, görme ve konuşma kabiliyeti, bu sağlık ve deha, bütün bunlar toprağa karışarak eninde sonunda yerkabuğuyla birlikte soğumaya ve sonrasında dünyayla birlikte güneşin etrafında milyonlarca yıl anlamsızca ve amaçsızca dönmeye mahkumsa neye yarar ? Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok.
Diyojen de bir fıçının içinde yaşıyordu, ancak dünyadaki bütün krallardan daha mutluydu.
Diyojen de bir fıçının içinde yaşıyordu, ancak dünyadaki bütün krallardan daha mutluydu.
Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istençsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder. Aslında insan, iradesi dışında birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. Peki neden ? Varlığının anlamı ve amacını öğrenmek ister , sorularına cevap alamaz ya da saçma sapan cevaplar alır. Kapıyı çalar, ama açan kimse olmaz.
Siz de biliyorsunuz ki onlarca, hatta yüzlerce deli özgürce dışarda dolaşıyor, çünkü cehaletiniz yüzünden onları sağlıklı olanlardan ayırt edemiyorsunuz.
Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Geçmişinden nefret ediyordu, en iyisi geçmişi hatırlamamaktı, ancak şimdiki halinin de geçmişinden farkı yoktu. #8221;
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Geçmişinden nefret ediyordu, en iyisi geçmişi hatırlamamaktı, ancak şimdiki halinin de geçmişinden bir farkı yoktu.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Ancak siz de biliyorsunuz ki onlarca, hatta yüzlerce deli özgürce dışarda dolaşıyor, çünkü cehaletiniz yüzünden onları sağlıklı olanlardan ayırt edemiyorsunuz.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
İnsan neden ölümsüz değil? diye düşünüyordu. Beynin merkezi ve kıvrımları, görme ve konuşma kabiliyeti, bu sağlık ve deha, bütün bunlar toprağa karışarak eninde sonunda yerkabuğuyla birlikte soğumaya ve sonrasında dünyayla birlikte güneşin etrafında milyonlarca yıl anlamsızca ve amaçsızca dönmeye mâhkumsa neye yarar? Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok.
Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?
Ancak siz de biliyorsunuz ki onlarca, hatta yüzlerce deli özgürce dışarda dolaşıyor, çünkü cehaletiniz yüzünden onları sağlıklı olanlardan ayırt edemiyorsunuz.
Kadınlardan ve aştan daima tutkuyka, heyecanla bahsederdi; ancak bir kez bile aşık olmamıştı
Kitaplar nota okumak,konuşma ise şarkı dinlemek içindir.
Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında kendini istençsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder. Aslında insan, iradesi dışında birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. Peki neden? Varlığının anlamını ve amacını öğrenmek ister, sorularına cevap alamaz ya da saçma sapan cevaplar alır. Kapıyı çalar, ama açan kimse olmaz. Ölüm de aynı şekilde iradesi dışında karşılar insanı. İşte tıpkı bir hapishanede ortak bir felaketle birbirine bağlı olan insanlar bir arada olduklarında kendilerini nasıl daha rahat hissederlerse, hayatta da analiz etmeye ve sentezlemeye yatkın olan insanlar bir araya geldiklerinde, onurlu ve özgür düşüncelerini birbirlerine aktararak vakit geçirdiklerinde bu tuzağın farkına varmazlar. Bu bakımdan akıl yeri doldurulamaz bir zevk kaynağıdır.
İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.
Geçmişinden nefret ediyordu, en iyisi geçmişi hatırlamamaktı, ancak şimdiki halinin de geçmişinden bir farkı yoktu.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster; onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.
Basit bir insan iyiliği ya da kötülüğü dışarıdan, bir arabadan ya da çalışma odasından bekler; oysa düşünen bir kişi bunu sadece kendinden bekler
Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!
- Kader de bizi ne yaban yere atmış! En sıkıcı yanı da burada ölecek olmamız. Çok yazık!
İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.
—Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!
Acı,acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster,onu silkip at,şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.
Gerçekler ve mantığı bütün bu korkularının saçma ve akıl hastalığı ürünü olduğuna, konuya daha geniş açıdan bakmak gerekirse vicdanı rahat olduktan sonra tutuklanmada ve hapishanede korkulacak hiçbir şeyin olmadığına onu inandırıyordu.
Şimdiye kadar hiç suç işlemediğini biliyordu ve gelecekte de kimseyi öldürmeyeceğinin, bir yeri kundaklamayacağının ya da bir şey çalmayacağının garantisini verebilirdi. Ancak kazara ve gayriiradi suç işlemek gerçekten zor muydu? Bir karalamaya maruz kalmak ya da adli bir hatanın kurbanı olmak gerçekten mümkün değil miydi?
İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil,içindedir.
Aslında insan, iradesi dışında birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur.
Hayat can sıkıcı bir tuzaktır.
Siz de çok iyi bilirsiniz ki, bu dünyada insan aklının yüksek manevi dışavurumu dışındaki her şey önemsiz ve sıkıcıdır. Akıl, hayvanlar ve insanlar arasında keskin bir sınır çizer, insandaki ilahi yöne ışık tutar, hatta bir dereceye kadar gerçekte var olmayan ölümsüzlüğün yerini tutar. Burdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki akıl, elimizde olan yegane zevk kaynağıdır.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Kökeninde pislik barındırmayan iyi bir şey dünya üzerinde bugüne kadar görülmemiştir.
Okumak,onun hastalıklı alışkanlıklarından biri olarak kabul edilmelidir.
Istırabı küçümsersiniz ama parmağınızı kapıya sıkıştırınca öyle bir çığlık atarsınız ki!
Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.
Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?
Instagram'da Kitap Alıntııları
Pinterest'te Kitap Alıntııları

Yazarın Diğer Konuları

Memurun Ölümü Kitap Alıntıları – Anton Çehov Hayatım Kitap Alıntıları – Anton Çehov Düşünür Kitap Alıntıları – Anton Çehov

Kitap Alıntıları Kategorisindeki Diğer Konular

Senden Sonra Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Har ve Kül Kitap Alıntıları – Ezgin Kılıç Gerçekçi Ol İmkansızı İste Kitap Alıntıları – Ernesto Che Guevara
0 0 oylar
Makale Derecesi
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları gör
0
Yorum yapmak ister misiniz?x