İçeriğe geç

Candı Yüceldi Şarabiydi Kitap Alıntıları – Cezmi Ersöz

Cezmi Ersöz kitaplarından Candı Yüceldi Şarabiydi kitap alıntıları sizlerle…

Candı Yüceldi Şarabiydi Kitap Alıntıları

Yaşamım benim En Güzel Şiirim
Şair olup da şiir dışında okurun bu kadar yakından tanıdığı ender insanlardan biridir. Hiçbir zaman sahnedeki adam olmaz. Yeni kitabı için promosyon başlatmaz, gazetelere özel fotoğraflar vermez. İnsana, insanca bir hayata, eşitliğe, özgürlüğe inanır. Popüler programların sözleşmeli konuğu olmaz. Yazar, okur, içer.
Küfür burjuvanın ağzında lağım çukuru, işçinin dilinde umut çiçeğidir..
Toprağı bol olsun kimseden küfür esirgemiyordu
Ölüm bir eşek şarkısıdır
Gelir geçer göçer.
Dil orman gibidir.
Ağaçlar çürür, orman kalır.
Ömür dediğin üç gündür
Dün geldi geçti, yarın meçhuldür
O halde ömür dediğin bir gündür
O da bugündür
Birdenbire, bütün bu dünyada, deli olan bu dünyada, deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmayan akıllılığı, uslanmayan akıllılığı anlatmaktır şiir.
Dil orman gibidir.
Ağaçlar çürür, orman kalır.
Çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı güzel.
Yaşamım Benim En Güzel Şiirim
Ölüm bir eşek şarkısıdır
Gelir geçer göçer.
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.
Köprünün Beylerbeyi kavşağında, Astsubay Durağında indim otobüsten /
İlerde siyah önlüklü bir çocuk /
Yanaştım, parmaklığa çökmüş ağlıyor /
Yaraşır mı ağlamak? dedim /
Delikanlı adamsın sen!.. /
Sen, dedi gözlerini yumruğuyla silip / Tükenmezkalemini kaybetsen, ağlamaz mısın? ? dizeleri ondaki insan sevgisinin bir göstergesidir.
Birdenbire, bütün bu dünyada, deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmayan akıllılığı anlatmaktır şiir.
Allahtan; ölümüne ağlanacak şeylere, ölümüne gülüyor, ölümüne gülünecek şeylere de ağlayabiliyorum, yani ölümüne gülebiliyorum.
Çoktan unuttum, doğduğum günü, öldüğüm günü hatırlamamak için çok iyi bahane.
Her zaman, başka türlü bir sey benim istediğim der. Hep de başka türlü yaşar zaten.
Eğer yaşanmakta olana başkaldırıyorsanız ve gençseniz, yaşadığınız her ne olursa olsun serüvendir.
Can Abi’nin bu hastalığı çıkınca, onu rakıdan kurtarmaya çalıştım. Ben sulu rakı veriyordum, yani bir gün daha fazla yaşasın diye. Şarabına su katardım. ‘Ulan muhtar, ne kadar su katarsan kat, gine de seni seviyorum derdi. Şaraptan sonra biraya başladı, yarım bira, üzerine su doldururdum. Ulan neye su katarsan kat seni seviyorum’ derdi
Alpay Kabacalı, Can Yücel’le söyleşisinde epeyce terler. Can Yücel’e Şiirde yapı meselesi ni sorar.

Yapı tanımı kolay: Dört taş duvar, bir de pencere, parmaklıklı Ama bu tanımı fazla havai bulmayasınız diye şıp söyleyeyim: Ben şiirde ‘yapı’ kavramına karşıyım. Çünkü bence şiir bir devinmedir ve bu devinmenin, bir yapıda olduğu gibi parçaları değil, evreleri vardır. Daha soyut bir deyişle, şiir bir mekân değil, bir zamandır. Belki de belirli bir mekândan, kapalı bir yerden, bir çıkmazdan kurtulmak için girişilen bir devinmedir şiir.. Sözgelimi, bir kuyu dibinden kurtulmak üzere bir atılım Kuyunun ağzında ufacık bir ışık var, siz de kuyunun dibindeki Yusuf’sunuz Sözden -sözde değil- ellerinizle, ayaklarınızla, o ışık papatına doğru tırmanıyorsunuz Gözünüz o ışık çiçeğinde, ama o sözlerden oluşmuş ellerinizle, ayaklarınızla o karanlık kuyunun çetelesini çıkarmak zorundasınız, en ufak çıkıntısına, girintisine dek. İşte bu gözlem gücüyle yürütülen çaba, sizi kuyunun ağzındaki şiirselliğe ulaştıracaktır. Bir bakıma bilince doğru bir yolculuk bu Bu çabayı hor görenler var, olsun! Bence şiir, insanlığın kurtuluşu doğrultusunda, istediği kadar hurda sayılsın, yine de ölümcül bir denemedir. Kaldı ki bu bireysel gibi görünen denemenin kaynağı insanlık tarihiyle yaşıt olan ortak denemedir, sözdür, dildir, bilgidir, bilimdir: kısadan kısası, bu deneme hem toplumsal, hem de evrenseldir. Yani şiiri düzen bir özne bile olsa, özü nesneldir Ve hiç kuşkusuz, ortaya çıkan şiir nesneldir Şiirse tabii ?

Devletler, kontrollerine aldıkları muhalefet hareketlerini, ayaklanmaları ya da devrimleri, dışında kaldıklarından daha kolay engeller.
Konser oldum, bitmemiş senfoniyi bitirdim
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim / Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi dizeleriyle yaşam felsefesini özetleyen Can Yücel, 1999 Ağustos’unda Datça’daki evinde ağırlaşır.
Yaşamayı yaşamak istiyorum demiştim

Neylersin ki bu damda bu dem

Ayaklarımda uyaklarımda zincir

Böyle topal koşmalarla geçiyor günlerim

Oysa methetmek gibi olmasın kendimi ama

Yaşamım benim en güzel şiirim.

‘Güler’ dedi, ‘yetenek çok önemli, ama yetmez, çalışmak da gerekli. Hem de çok çalışmak.
Yaşamak düğünse, sen orda gelindin

Seni soydum

Güler, dünyayı giyindim.

Sabahları içmez Aşağı yukarı dörtte, beşte başlar. Güler Hanım isyan edinceye kadar içer. Sonra dinlenir, iki gün uyur. Sonra üç gün çalışır. Sonra yeniden içmeye girişir. Alkolik değildir, dipsomandır. İçkiye başladı mı bırakamaz Sonuna kadar içer.
Adem olmanın adam olmakla, tahsille ilişkisi yoktur.
Küfür, burjuvanın ağzında lağım çukuru, işçinin dilinde umut çiçeğidir!
Can Yücel
oflamalı üflemeli bir ilgi !
derviş selamı !
üçün biri !
geceleri yatarken yorgan olarak kullanılan bir sürü gazete pazar ilavesi !
nakit on beş bozuk yedi lira !
anne babadan kalma yarısı yaşanmış bi ömür !

Metin Üstündağ

İnsanın sıkışması sorunu kentleşmeyle ortaya çıkmıştır. Bu, köylünün kuraklık ve sel afetiyle yahut tahsildar tarafından sıkıştırılmasından çok ayrı bir konumdur. Kentte sıkıştırılma, maddeten ve manen çok genel ve yaygın bir ortam özelliği olduğu gibi, aynı zamanda biyolojik bir boşluğa düşmeyi de içermektedir.
İlginç olmak, dikkat çekmek için yapmaz yaptıklarını. Derdi dünyayı değiştirmektir.
ama olmuyordu, hayat çok güzeldi ve çok kısaydı oysa ve olmuyordu ve sen işte bundan içiyordun
Şiir yazan ‘özel’ isimleri değil, şiir gibi yaşayan, hayatı şiir olan ‘cins’ isimleri sever.
Kuzguncuk’ta, dalgın, telaşlı yürüyordum. Bir el omzuma dokundu. Panikledim önce, sonra baktım ki Can Abi. Dedi ki bana: Yusuf oğlum, nedir bu panik? Yaşamayı unutma Yusuf, yaşamayı sakın unutma! Can Abi’yi sevgiyle anıyorum.
Belli bir yaştan sonra insanda çocuklaşma demeyeyim de, dünyaya çocuk açısından, çocuk gibi bakma ihtiyacı doğuyor. Zaten bazı şeyler de ancak çocukça anlatılabilir gibi geliyor bana.
Çocukluk düşlerini bütün bir ömre yaymış, bir çocuğun dokunarak öğrenmesi gibi hayata sürekli dokunmaktan kendini alamamış, çocukça bir cesareti hep yüreğinde taşımıştı.
Son günlerinde yaşadıklarından, zaman zaman yakındığı görülür:
Yavaş yavaş ölümle anlaşmak istiyorum. Ama acı çekeceğimi bilirsem, bu işi temelden hallederim. Hemingway gibi
Şair olup da şiir dışında okurun bu kadar yakından tanıdığı ender insanlardan biridir. Hiçbir zaman sahnedeki adam olmaz. Yeni kitabı için promosyon başlatmaz, gazetelere özel fotoğraflar vermez. İnsana, insanca bir hayata, eşitliğe, özgürlüğe inanır. Popüler programların sözleşmeli konuğu olmaz. Yazar, okur, içer.
Sunay Akın: Aslında bu mezar taşları özellikle Can Yücel’inki bir sanat eseridir. Öyle hazır mezar taşı yapan, mermer atölyelerine sipariş edilmiş bir iş değildir. Mehmet Aksoy’un heykelidir ve çok da güzel bir mezar taşıdır. Belli zamanlarda gün ışığıyla aydınlanan bir anıt heykeldir. Bu saldırı ilk değil son da olmayacak. Bu bir sanat eserine, sanatçıya saldırıdır. Ha Sivas’ta şairleri yakmışsınız, ha bir şairin mezar taşını kırmışsınız aynı şey. Bundan sadece demokrasi zarar görür.
Odanın ortasına buruşturulup atılmış müsveddeleri toplar, düzeltip saklardım. Ne kadar çok toplamışım bu müsveddeleri.
Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir Pat diye gelir. Ya bir Afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.
Tahsili bir kenara bırakıp Yunan adalarına gitmeye karar verir. Yunan adalarına üç günlüğüne giderler. Başlarlar şarap içmeye İç baba iç İç baba iç Sonra Türkiye’de devam Marmara şarabı içtiğinden Marmara haritasını kendisinden iyi kimse bilemez Şişenin üstünde vardır bu harita
Bireysel ve toplumsal evrimlerin sıkıntıları asırlardan beri her yerde, her zaman, her toplumda görülmektedir. Olgunlaşmanın yolu uzun, pek uzun. Doğa, nadiren sismograf gibi hassas bireyler yaratıyor. Onların evrimlere katkıları çok gerekli ve çok mühim. Onların sevinçleri ve ıstırapları da ona göre büyük oluyor. Johann Wolfgang von Goethe 180 sene evvel, ‘Hayatımda tam mutlu olduğum anları toplasam ancak birkaç dakika eder,’ demiş.
Londra’daki yakın arkadaşlarından biri Bülent Ecevit olur. Bir pansiyonun süit odasında Ecevit kalır; çünkü o basın ataşe yardımcısıdır. Kalorifer dairesinde ise Can Yücel Her sabah, Ecevit işe gidince onun odasına yerleşir.
1946’da, Türkiye’nin çok partili düzene geçmesiyle birlikte Can Yücel’in muhalifliği daha somut bir kimliğe bürünür. Doğuştan muhaliftir.
Dedesinin Bu Can’da iş var sözünü çok önemser.
Babasından oldukça farklı bir kişiliğe sahiptir. Çok şık bir insan olarak bilinen babasının aksine tam anlamıyla bir rint , bir bohem dir. Ancak, Türk şiirinde babasını en çok seven şair de yine kendisidir.
İlk şiiri de bu sıralarda, henüz on yaşındayken düşer kalemine. Babasının Paris’ten getirdiği Beethoven ile Mozart plaklarının etkisiyle yazılır ilk dizeler:

Kuşların sesini severdi Beethoven
Mozart’ın sevdiği gibi
Dehaları geçti şaheser oldu
Mozart’ın istediği adam oldu.

Can Yücel, egemen edebiyat anlayışının dışladığı ve siyasi sisteme muhalif bir şair olarak ortaöğretim ve üniversite düzeyindeki edebiyat derslerinde pek anılmaz.
Can Yücel, tanınmışlık ideolojisine hiçbir zaman yüz vermez.
Gazeteciler Cemiyeti önünden bir taksiye binerler. Tam Vilayet’in önüne gelirler Can Baba, taksinin camını aralar, başlar 12 Eylül generalleri hakkında bağırıp çağırmaya.
Şoför, hemen el frenini çeker. 12 Eylül günleridir ya, Sen der, böyle nasıl konuşursun devlet büyükleri hakkında?
Can Baba, yüzünü masumiyet tülüyle süsleyerek, Ben der, Samsun’un Kavak ilçesinde bir imamdım, beni işten attılar, ne hakları vardı buna?
Şoför, yumuşar, el frenini çeker. Gar Lokantası önüne gelirler. Adamın parasını vereceklerdir. Adam, Can Baba’ya sarılır: Hoca efendi senden de mi para alacağız? diyerek yolcularını uğurlar.
Bu terbiyeli (!) coğrafyada öfke bastırılır,sevinç susturulur ve insani olan birçok şey ayıp sayılır.
Can Yücel ise, ne kadar kötü kokuyorsak o kadar iyi diyebilen,gizlenen gerçekleri şiirinde harmanlayabilen,hayatın kederli yüzüne sevinçli bir ayna tutabilen bir isimdir.
Can Yücel,iyi bir şair,güçlü bir çevirmen olmasının yanında,özgürlük ve eşitlik sevdalısı bir sosyalisttir.
Temelde umudu olmayan adam şiir yazamaz.
Şiir , bir umudun olduğunun kanıtıdır.
Geleceğe, insanlığa , beraber yaşamaya umudu olmayan adam, zaten şiir yazmakta hayır görmez.
Küfür burjuvanın ağzında lağım çukuru, işçinin dilinde umut çiçeğidir..
Can yücel mizahçı adamın zeki olduğunu bilir.
Içinden mizah geçen adamdan zarar gelmeyeceğini de ..
Toprağı bol olsun kimseden küfür esirgemiyordu
Şiirlerini en iyi polislerin okuyup anladığını,en sadık okurlarının polisler olduğunu düşünür.
Dergiler, gazeteler ilk, mahkemeler ikinci adresi gibidir.
Neyzen, hayatı boyunca Marmara denizi kadar şarap içtiği halde uzun sayılabilecek bir hayat sürer, ancak hayatı boyunca ağzına bir tek damla içki koymayan Mehmet Âkif Ersoy Neyzen’den çok çok önce hem de sirozdan ölür .
Insanın sıkışması sorunu kentleşmeyle ortaya çıkmıştır
Rast makamında değil, rest makamında

Gece boyu onu söyledi durdu.

Can Yücel en ümitsiz koşullarda bile üzümden şarap, şaraptan şiir yapmayı bilen, zekayı ve şiiri bir şarap gibi kadehlere doldurup sunma inceliği gösteren derin bir insan sevgisidir
Düz rakıya dadandığı için Cankolik olduğu doğrudur
Sırtından cüppesini atmış bir manastır kaçkını gibi yaşasa da ona göre insanla ilgili bütün gerçekler de bir mucize vardır. Bu mucize umudu getirir.
İnsana yabancı olmayanı arar,hiçbir zaman umudunu kaybetmez.
Yaşamını en güzel şiiri olarak niteler
Can Yücel ne kadar devrimci ise o kadar da romantik olabilen bir şairdir
Aile her yıl 12 Ağustos günü 12:00-18:00 arasında Can Evi’ni ziyarete açar
Emekten yanadır.
Halkı açlıktan ölürken yemek tarifleri anlatan Sudanlı bir aşçının rezil durumuna düşmez
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi..
Kendimi nasıl hissettiğim havaya bağlı,yaptığım işe bağlı,bulunduğum yere bağlı,arkadaş ihaneti ve dostluğuna bağlı,yazılarımın düzeltilecek denli güzel olmasına bağlı,çiçeklerin açması,kelebeklerin uçması,kuşların ötmesine bağlı ve sevişmeme bağlı
Ölüm bir eşek şarkısıdır

Gelir geçer göçer..

Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Kanserli bir ülkeye ancak kanserli bir şair doğru teşhis koyabilir
Cezaevinde şarap imal ettiği için hücre hapsine mahkum edilip üzerine üç gün tazyikli su sıkılınca o kadar şarabın üzerine iyi geldi der.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir